27/06/2025

Polis, Brad Pitt’in Los Angeles’taki evinin ‘yağmalandığını’ söyledi

Aktör Brad Pitt’in Los Angeles’taki evi üç hırsız tarafından yağmalandı. Los Angeles Polis Departmanına göre, üç şüpheli Çarşamba günü geç saatlerde Los Feliz’deki eve ön pencereden girdi ve “mekânı yağmaladı”. Polis evin Oscar ödüllü aktöre ait olduğunu doğrulamadı, ancak adres Bay Pitt’in 2023 yılında satın aldığı bir evle eşleşti.   Yetkililer, şüphelilerin çalıntı eşyalarla kaçtığını, ancak ne alındığının belli olmadığını söyledi. ABD medyası, hırsızlık sırasında aktörün evde olmadığını bildirdi. Pitt bu hafta başında, Cuma günü vizyona girecek olan yeni filmi F1’in Londra prömiyeri için İngiltere’deydi. Kendisine Hollywood yıldızı Tom Cruise ve yedi Formula 1 Dünya Pilotlar Şampiyonluğu bulunan Lewis Hamilton eşlik ediyordu.   Yetkililer soygunun Çarşamba günü yerel saatle 22:30 civarında gerçekleştiğini söyledi. Los Angeles polisi çalınan eşyaların değerini teyit etmedi. BBC ayrıca aktörün temsilcileriyle de temasa geçti. Üç yatak odalı büyük ev, ünlü Hollywood Tabelası’na ev sahipliği yapan Griffith Park’ın hemen dışında yer alıyor. Evin etrafı büyük bir çitle çevrili ve yeşillikler evi halkın görüşünden koruyor.   Hırsızlık olayı, şehirde Nicole Kidman ve Keith Urban gibi başka ünlüleri de hedef alan diğer hırsızlık olaylarını takip ediyor. Geçtiğimiz ay, Pitt’in eski eşi Jennifer Aniston’ın evinin kapısına aracıyla çarptığı iddia edilen bir adam da taciz ve vandalizm suçlamalarıyla tutuklandı.  

27/06/2025

İran, İsrail’le çatışmanın ardından tutuklama ve idam dalgası başlattı

İranlı yetkililer, iki ülke arasındaki son savaşın ardından İsrail istihbarat kurumlarıyla bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik bir tutuklama dalgası ve çok sayıda infaz gerçekleştirdi. Tutuklama ve infazlar yetkililerin İsrailli ajanlar tarafından İran güvenlik birimlerine eşi benzeri görülmemiş bir sızma olarak tanımladıkları olayın ardından geldi.   Yetkililer, İsrail’e verilen bilgilerin çatışma sırasında bir dizi yüksek profilli suikastta rol oynadığından şüpheleniyor. Bunlar arasında, İran’ın İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın ülke içinde çalışan ajanlarına atfettiği, seçkin İslami Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (IRGC) üst düzey komutanların ve nükleer bilim adamlarının hedef alınarak öldürülmesi de yer alıyor.   Bu cinayetlerin büyüklüğü ve kesinliği karşısında sarsılan yetkililer, ulusal güvenlik adına yabancı istihbaratla çalıştığından şüphelenilen herkesi hedef alıyor. Ancak pek çok kişi bunun aynı zamanda muhalefeti susturmanın ve halk üzerindeki kontrolü sıkılaştırmanın bir yolu olduğundan korkuyor. 12 gün süren çatışmalar sırasında İranlı yetkililer İsrail için casusluk yapmakla suçlanan üç kişiyi idam etti. Çarşamba günü – ateşkesten sadece bir gün sonra – üç kişi daha benzer suçlamalarla idam edildi.   Yetkililer o tarihten bu yana ülke genelinde yüzlerce şüphelinin casusluk suçlamasıyla tutuklandığını duyurdu. Devlet televizyonu, İsrail istihbaratıyla işbirliği yaptıklarını itiraf ettikleri iddia edilen bazı tutukluların sözde itiraflarını yayınladı. İnsan hakları grupları ve aktivistler, İran’ın uzun süredir devam eden zorla itiraf alma ve adil olmayan yargılamalar yapma uygulamalarına atıfta bulunarak son gelişmelerle ilgili korkularını dile getirdiler. Bunu daha fazla infazın izleyebileceğine dair endişeler var. CIA, MOSSAD ve MI6 İran İstihbarat Bakanlığı, CIA, Mossad ve MI6 da dahil olmak üzere Batılı ve İsrailli istihbarat ağlarına karşı “amansız bir savaş” yürüttüğünü iddia ediyor İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’na göre, İsrail’in 13 Haziran’da İran’a saldırmaya başlamasından bu yana “İsrail casus ağı ülke içinde oldukça aktif hale geldi”. Fars, 12 gün boyunca İran istihbarat ve güvenlik güçlerinin “bu ağla bağlantılı 700’den fazla kişiyi” tutukladığını bildirdi.   BBC Persian’a konuşan İranlılar, İran İstihbarat Bakanlığı’ndan telefon numaralarının İsrail’le ilgili sosyal medya sayfalarında yer aldığını bildiren uyarı mesajları aldıklarını söylediler. Kendilerine bu sayfaları terk etmeleri ya da kovuşturmaya uğramaları talimatı verildi.   İran hükümeti ayrıca BBC Persian ve Londra merkezli Iran International ve Manoto TV de dahil olmak üzere yurtdışında Farsça yayın yapan medya kuruluşları için çalışan gazeteciler üzerindeki baskıyı da arttırdı. TV sunucusuna gözaltı Iran International’a göre Devrim Muhafızları, kanalın İran-İsrail çatışmasına ilişkin yayınları nedeniyle istifa etmesi için baskı yapmak amacıyla TV sunucularından birinin annesini, babasını ve erkek kardeşini Tahran’da gözaltına aldı. Sunucu, güvenlik görevlileri tarafından yönlendirilen babasından istifa etmesi yönünde bir telefon aldı ve daha ileri sonuçlar konusunda uyarıldı. Çatışmaların başlamasının ardından BBC Persian muhabirlerine ve ailelerine yönelik tehditler giderek şiddetlendi. Yakın zamanda mağdur olan gazetecilere göre, aileleriyle temasa geçen İranlı güvenlik yetkilileri, savaş ortamında aile üyelerini rehine olarak hedef almakta haklı olduklarını iddia ettiler. Ayrıca gazetecileri “mohareb” – “Tanrı’ya karşı savaş açan kişi” anlamına gelen bir terim – İran yasalarına göre ölüm cezası getirebilecek bir suçlama olarak etiketlediler.   Manoto TV, çalışanların ailelerine yönelik tehditler ve yayın kuruluşu ile tüm bağların kesilmesi talepleri de dahil olmak üzere benzer olaylar bildirmiştir. Bazı akrabaların “Tanrı’ya karşı düşmanlık” ve casusluk gibi suçlamalarla tehdit edildiği bildirildi – her ikisi de İran yasalarına göre büyük suçlar. Analistler bu taktikleri muhalefeti susturmaya ve sürgündeki medya çalışanlarını sindirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak görüyor.   Güvenlik güçleri ayrıca düzinelerce aktivist, yazar ve sanatçıyı, çoğu durumda resmi bir suçlama olmaksızın gözaltına aldı. Ayrıca 2022’deki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hükümet karşıtı protestolarda öldürülenlerin aile üyelerini hedef alan tutuklamalar olduğuna dair haberler de var.   Bu eylemler, sadece mevcut aktivistleri değil, aynı zamanda önceki muhalefet dalgalarıyla bağlantılı olanları da hedef alan daha geniş bir kampanyaya işaret ediyor. Sosyal medya kısıtlamaları Savaş sırasında İran hükümeti internete erişimi ciddi şekilde kısıtladı ve ateşkesten sonra bile tam erişim henüz sağlanamadı. Kriz dönemlerinde, özellikle de hükümete karşı ülke çapında düzenlenen protesto gösterileri sırasında internet erişiminin kısıtlanması İran’da sıkça rastlanan bir durum haline gelmiştir. Buna ek olarak, Instagram, Telegram, X ve YouTube gibi sosyal ağların yanı sıra BBC Farsça gibi haber sitelerinin çoğu İran’da uzun süredir engelleniyor ve Sanal Özel Ağ (VPN) proxy hizmeti kullanılmadan erişilemiyor.   İnsan hakları savunucuları ve siyasi gözlemciler, İranlı yetkililerin İran-Irak Savaşı sırasında siyasi muhalefeti acımasızca bastırdığı 1980’li yıllarla paralellikler kuruyor. Pek çok kişi, İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran’ın uluslararası konumunun zayıflamasıyla birlikte yetkililerin yeniden içe dönerek kitlesel tutuklamalara, idamlara ve ağır baskılara başvurabileceğinden korkuyor.   Eleştirmenler, insan hakları gruplarına göre binlerce siyasi mahkumun -çoğu zaten cezasını çekmekte olan- “ölüm komisyonları” adı verilen kısa ve gizli yargılamaların ardından idam edildiği 1988 yılındaki olaylara işaret ediyor. Kurbanların çoğu isimsiz toplu mezarlara gömüldü.

26/06/2025

CIA: İstihbaratımız İran’ın nükleer programının ciddi zarar gördüğünü teyit ediyor

CIA Direktörü Ratcliffe, İran’daki üç nükleer tesise gerçekleştirilen saldırılarla ilgili açıklama yaptı. Ratcliffe, “CIA, bir dizi güvenilir istihbaratın, İran’ın nükleer programının son dönemdeki saldırılar sonucu ciddi şekilde zarar gördüğünü ortaya koyduğunu teyit ediyor” ifadesini kullandı ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe, ellerindeki güvenilir istihbaratın, İran’ın nükleer programının son dönemdeki saldırılar sonucunda ciddi şekilde zarar gördüğünü teyit ettiğini bildirdi. Ratcliffe, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. CIA’in ilgili karar vericileri ve denetim organlarını tam olarak bilgilendirmek amacıyla güvenilir kaynaklardan yeni bilgiler toplamaya devam ettiğini belirten Ratcliffe, konunun ulusal önemi ve şeffaflık ilkesi nedeniyle gerekli güncellemelerin Amerikan kamuoyuyla paylaşılacağını vurguladı. Ratcliffe, “CIA, bir dizi güvenilir istihbaratın, İran’ın nükleer programının son dönemdeki hedefli saldırılar sonucu ciddi şekilde zarar gördüğünü ortaya koyduğunu teyit ediyor” ifadesine yer verdi. Geçmişte güvenilirliği ve doğruluğu kanıtlanmış bir yöntemden elde edilen istihbaratın buna dahil olduğunu aktaran Ratcliffe, “Bu bilgilere göre, İran’a ait birkaç önemli nükleer tesis imha edildi ve bu tesislerin yeniden inşası yıllar sürecek” ifadesini kullandı. ABD, 22 Haziran’da İran’ın Fordo, İsfahan ve Natanz’daki 3 nükleer tesisine hava saldırısı düzenlemişti. ABD’de hazırlanan ve CNN televizyonunda yayımlanan bir istihbarat değerlendirmesine göre, ABD’nin hafta sonu İran’ın 3 nükleer tesisine düzenlediği hava saldırılarının, İran’ın nükleer programının temel yapısını yok etmediği, muhtemelen sadece aylarca geriye attığı belirtilmişti. İsrail ordusu ise yaptığı açıklamada, saldırılarda İran’ın nükleer programına “verilen zararı saptamak için henüz erken olduğunu ancak Tahran’ın nükleer programının yıllarca geriye gittiğini” iddia etmişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılar sonucu ülkesinin nükleer tesislerinde “ciddi hasar oluştuğunu” belirtmişti.

26/06/2025

Türkiye yoksullukta Avrupa birincisi

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2024 yılına ait Avrupa Birliği gelir ve yaşam koşulları istatistiklerini yayımladı.Türkiye, açıklanan verilerde yoksulluk riski en yüksek ülke olarak öne çıktı. AB’ye üye ve gözlem kapsamındaki 29 ülkenin incelendiği rapora göre, Türkiye’de yoksulluk riski altındaki nüfus oranı yüzde 22,6 ile zirvede yer aldı. Bu oran, yaklaşık 18 milyon 675 bin kişinin yoksulluk sınırında yaşadığını gösteriyor. Listenin devamında yüzde 21,7 ile Bulgaristan ve yüzde 21,6 ile Letonya yer alırken, yoksulluk riskinin en düşük olduğu ülkeler sırasıyla Çekya (yüzde 9,5), Belçika (yüzde 11,5) ve Danimarka (yüzde 11,6) oldu. Gençler daha büyük risk altında Eurostat verileri, genç nüfusun da ciddi bir tehdit altında olduğunu ortaya koydu. 15-24 yaş aralığındaki gençlerde yoksulluk riski Türkiye’de yüzde 21,2 olarak ölçülürken, bu oran hem Avrupa Birliği ortalamasının (yüzde 21,4) hem de Euro Bölgesi ortalamasının (yüzde 21,7) üzerinde. Türkiye’de yoksulluk riski altındaki toplam genç nüfusun sayısı 2 milyon 870 bin olarak açıklandı. Bu da, Türkiye’deki tüm yoksulluk riski altındaki nüfusun yüzde 15,4’ünün gençlerden oluştuğunu gösteriyor. En yüksek genç yoksulluk riski ise yüzde 32,7 ile Lüksemburg, yüzde 29,7 ile Norveç ve yüzde 26,6 ile Bulgaristan olarak kaydedildi. En düşük risk ise Slovenya (yüzde 9,3), Kıbrıs (yüzde 11,1) ve İrlanda’da (yüzde 11,3) görüldü. AB ve Euro Bölgesi’nde tablo sabit ama Türkiye öne çıkıyor 2023 yılına kıyasla Avrupa Birliği genelinde yoksulluk riski oranı yüzde 16,2 seviyesinde sabit kalırken, Euro Bölgesi’nde bu oran yüzde 16,6 olarak kaydedildi. 2025 yılı için yapılan projeksiyonlarda ise AB genelinde bu oranın yüzde 16,1’e gerilemesi bekleniyor. Türkiye’nin zirvede yer aldığı bu veriler, ülkedeki gelir dağılımı adaletsizliğini ve sosyal kırılganlığı yeniden gündeme taşıdı. Özellikle gençler arasındaki yoksulluk oranlarının yüksekliği, gelecek nesillerin refahı ve toplumsal eşitlik açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

26/06/2025

CHP’de kritik dava: Olağanüstü kurultay süreci 30 Haziran’da yargı karşısında

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sonrası başlayan yargı süreci 30 Haziran’da kritik bir duruşmayla devam edecek. Kurultayın iptali talebiyle açılan dava sürecinde yaşanan gelişmeleri, tarafların açıklamalarını ve olası senaryoları bu derlemede bir araya getirdik CHP’de 4–5 Kasım 2023’te gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay sonrası başlayan tartışmalar, muhalif delegelerin olağanüstü kurultay talebiyle açtığı dava ile yeni bir aşamaya taşındı. Davanın 30 Haziran Pazartesi günü Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılacak duruşması, sürecin hukuki ve siyasal kaderini belirleyecek kritik adım olarak öne çıkıyor. Kurultayın yapıldığı günden bu yana süren tartışmalar, farklı tarafların açıklamaları ve yaşanan gelişmeleri derledik. 5 Kasım 2023’ten bu yana CHP’nin 38. Olağan Kurultay sonrası neler yaşandı? İlk itiraz 2023’teki 38. Olağan Kurultay’ın iptali için mahkemeye yapılan ilk başvuru, 24 Mart 2025 tarihinde gerçekleşti. Bu başvuru, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve delegeler Levent Çelik ile Hatip Karaaslan tarafından Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunuldu. Dilekçede, kurultayın usulsüzlüklerle gerçekleştirildiği öne sürülerek hem kurultayın hem de sonucunda seçilen yönetim organlarının “butlan” (hukuken yok sayılması) kapsamında değerlendirilmesi istendi. Bu başvuruda Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve iade edilmesi ve Özgür Özel ile ekibinin geçersiz sayılması da talep edildi. Özel’den ‘olağanüstü kongre’ kararı 21 Mart’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisini olağanüstü kongreye götüreceğini açıkladı. Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun daha gözaltında olduğu sırada alınan bu kararı partiye kayyum atanma ihtimaline karşı aldıklarını belirtti. Özel genel başkanlık yetkisine dayanarak ilan ettiği olağanüstü kurultayın 6 Nisan’da yapılacağını bildirdi. Özgür Özel yeniden seçildi CHP, 6 Nisan 2025’te “İrade Milletindir” sloganıyla olağanüstü kurultayını gerçekleştirdi. Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen kurultaya 1323 delege katıldı. Genel başkanlık seçiminde Özgür Özel tek aday olarak yarıştı ve 1171 oyla yeniden seçildi. Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu seçimlerinde Özel’in hazırladığı “anahtar liste” tam destek aldı. Dava sürecinde neler oldu? Yargı süreci, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde şekillendi. İlk duruşma 17 Nisan 2025’te gerçekleşti; mahkeme, eksik evrak ve bilgi talebi nedeniyle süreci askıya alarak ek bilgi istedi. Ardından, 6 Nisan’da Özgür Özel’in ilan ettiği olağanüstü kurultayla ilgili başvurularla birlikte tüm talepler birleştirildi ve ortak dosyada değerlendirilmesi kararlaştırıldı. 26 Mayıs 2025’teki ikinci duruşmada, mahkeme mevcut eksikleri tamamlamak üzere süreci yeniden uzattı ve bir sonraki duruşmanın 30 Haziran’a ertelendiğini, o celsede “tahkikat” aşamasına geçilerek gerekirse sözlü savunmalara da yer verilebileceğini açıkladı. Bu celsede ayrıca dilekçelere “mutlak butlan” ifadesi resmi kayıtlara geçti. Mutlak butlan nedir? Davanın temel talebi olan “mutlak butlan”, hukuken kurultayın baştan itibaren yok sayılması, alınan tüm kararların geçersiz sayılması anlamına geliyor. Eğer mahkeme bu yönde karar verirse, Özgür Özel başkanlığındaki yönetim ‘hukuken hiçbir geçerliliği olmayan’ bir yapı haline gelecek ve partinin yeniden kurultaya gitmesi gündeme gelebilecek. Ayrıca, bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu’nun göreve iadesi de talep ediliyor. Paralel soruşturma Süreç bir yandan siyasette yeni tansiyon yaratırken, ilgili iddianamenin Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesiyle paralel yürütülen “oylamaya hile karıştırma” soruşturması da ilerliyor. Bu kapsamda Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında 1 ile 3 yıl arasında hapis cezası ve siyasi yasak isteniyor. Yaklaşan 30 Haziran duruşması neden önemli? 30 Haziran duruşmasında davanın karara bağlanması bekleniyor. ‘Mutlak butlan’ talebinin hukuki esaslara uygunluğu değerlendirilecek. Özel ve Kılıçdaroğlu ne dedi? Söz konusu tartışmaların odak noktasında iki isim yer aldı. Hâlihazırdaki CHP lideri Özgür Özel ve selefi Kemal Kılıçdaroğlu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, olağanüstü kurultayın kayyum tehdidine karşı alınan bir önlem olduğunu vurguladı. “Delegeler iradelerini tazeleyecek, ön seçimi garanti altına alıyoruz” diyerek, “Atatürk’ün partisine kayyum atayamazlar, buna izin vermeyiz” çağrısında bulundu. 30 Haziran’da görülecek dava öncesi yaptığı açıklamada da Özel, mahkemeden ‘butlan ya da kayyum’ kararının çıkması durumunda bunu ‘tanımayacağını’ belirtti. “Delege iradesini savunurum, böyle bir karar çıkarsa benim gözümde yok hükmündedir” ifadelerini kullandı. Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise, kurultayla ilgili yargı sürecine dahil olmamayı tercih etti ve mahkeme tarafından tanık olarak çağrılmasına karşın ifade vermeye gitmedi. Konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Partimi adliye koridorlarında tartıştırmak istemiyorum, o nedenle ifadeye gitmedim, gitmem” diyerek, savcılığa çağrıya rağmen kendisine düşen süreci kabul etmediğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu ayrıca sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Sessiz kalmak sorumluluktur; bu partinin düşmanlarını sonuçta bu partinin içinden boğarız” ifadelerini kullandı. CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Haziran’daki “mutlak butlan” kararına karşı yargı sürecine ilişkin açıklamasında, “Partiyi kayyuma teslim etmem” açıklamasında bulundu ve şunları söyledi: “Görevi kabul etmezsem o zaman kayyum riski var… CHP kayyuma teslim edilemez. Kayyum gelse daha mı iyi olur?” Kılıçdaroğlu’nun son açıklamaları, parti içinde ve kamuoyunda tartışmalara yol açtı.

26/06/2025

Kılıçdaroğlu: Görevi kabul etmezsem kayyum riski var

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, pazartesi görülecek kurultay davasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, “Neden bu kadar korkuyorlar? Kayyum gelse daha mı iyi olur?” diye konuştu Önceki dönem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Haziran’da görülecek kurultay davasıyla ilgili çarpıcı sözlerinin kamuoyuna yansımasının ardından yeni açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, “Mahkeme kararını ‘Tanımıyorum’ demenin hukuki olarak bir karşılığı yok. Görevi kabul etmezsem o zaman kayyum riski var. Umarım böyle bir karar çıkmaz. Neden bu kadar korkuyorlar? Kayyum gelse daha mı iyi olur?” dedi. Mevcut başkan Özgür Özel ile görüşmesi istenen Kılıçdaroğlu, “Şu an Özgür Bey ile konuşacak bir konu yok” dedi, “Karar çıktıktan sonra durumu oturur Özgür Bey ile değerlendiririz. İsterse ben davet ederim, isterse oturur konuşuruz” ifadelerini kullandı. “Bugüne kadar hiçbir CHP Genel Başkanı vesayetle görev yapmadı” diyen Kılıçdaroğlu, “CHP vesayeti kabul etmez. Özgür Bey’i görevi devrederken uyardım ama şu anda karar almakta zorlanıyor” diye konuştu. “CHP kayyuma teslim edilmez. CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor. Buna izin veremem, veremeyiz” diyen Kılıçdaroğlu, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talep etmesi üzerine kurultay meselesini konuşmak için kendisini ziyarete gelen CHP heyeti ile yaptığı konuşmanın “sızdırılmasının doğru olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Benden izin istemediler. Yansıyan birçok bilgi yanlış ve olmayan şeyler”dedi. Sözcü’den Başak Kaya’ya konuşan Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili şunları kaydetti: “Erdoğan’ın ‘Şaibeli kurultay’ dediği zaman buna cevap verilmemesinin bizi getirdiği nokta bu” “Kurultay davasını açan ben değilim. ‘Değişimci’ olan delegelerin başlattığı bir yargı sürecidir. Bu davada partiyi tartıştırmamak için ifadeye gitmedim. Erdoğan’ın ‘Şaibeli kurultay’ dediği zaman buna cevap verilmemesinin bizi getirdiği nokta bu. Mahkeme kararını ‘Tanımıyorum’ demenin hukuki olarak bir karşılığı yok. Görevi kabul etmezsem o zaman kayyum riski var. Umarım böyle bir karar çıkmaz. Neden bu kadar korkuyorlar? Kayyum gelse daha mı iyi olur? Kayyuma sebep olsam bu kez bana ‘13 yıl partiyi yönettin şimdi de buna izin verdin’ diye tepki gösterirler. “Şu an Özgür Bey ile konuşacak bir konu yok” Şu an Özgür Bey ile konuşacak bir konu yok. Ne zaman isterse arar görüşürüz. Karar ne zaman çıkacak ne çıkacak belli değil. Bu tartışmaları anlamıyorum. Karar çıktıktan sonra durumu oturur Özgür Bey ile değerlendiririz. İsterse ben davet ederim, isterse oturur konuşuruz. “Özgür Bey’i görevi devrederken uyardım ama şu anda karar almakta zorlanıyor” Medyada benimle ilgili yapılan yorumlara şaşırıyorum. CHP vesayeti kaldırmaz. CHP Atatürk’ün partisidir ve devleti kuran partidir. Bugüne kadar hiçbir CHP Genel Başkanı vesayetle görev yapmadı. CHP vesayeti kabul etmez. Özgür Bey’i görevi devrederken uyardım ama şu anda karar almakta zorlanıyor. “13 yıl kim yönetti!” ‘Göreve gelse bile partiyi yönetemez’ yönündeki çıkışları gülümseyerek karşılıyorum. Ne demek yönetemez? 13 yıl kim yönetti. Asıl kayyum olursa partiyi kim yönetecek? Böyle bir şey kabul edilemez. “Partinin barışması lazım, bütünleşmesi lazım” Göreve gelmem durumunda nasıl bir yönetim anlayışı olur? Öncelikle partinin barışması lazım, bütünleşmesi lazım. Zaman ayrılık zamanı değil. İnsanlar birbirine kinlenmiş olabilir bunu kırmamız lazım. CHP heyetiyle görüşme Mansur Bey ve Vahap Bey ile görüşmemizde daha çok Engin Özkoç konuştu. Vahap Bey kayyum konusunda bana hak verdi. Mansur Bey ise bir araya gelip bu konuyu çözmemiz gerektiği konusunda görüş bildirdi. Ben de ortada bir karar olmadığını, karar çıkarsa partiyi kayyuma teslim edemeyeceğimi söyledim. “CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor, buna izin veremem, veremeyiz” Yapılan yorumları CHP’ye ve bana kurulmuş bir tuzak olarak görüyorum. Mahkeme iddiaları inceleyip ortaya delilleri koyacaktır. Yargı kararını tanımıyorum diye bir şey yok. Ben görevi kabul etmesem karar kadük kalır demek anlamsız. Kabul etmesem kayyum gelir. Kayyum gelince de ne zaman kurultayı toplayacağı belli olmaz. O döneme kadar partiyi kim nasıl yönetecek? CHP kayyuma teslim edilmez. CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor. Buna izin veremem, veremeyiz. Yapılan özel görüşmelerin sızdırılması doğru değil. Benden izin istemediler. Yansıyan birçok bilgi yanlış ve olmayan şeyler.

25/06/2025

New York kendi nükleer santralini inşa edecek

New York Valisi Kathy Hochul, eyaletin enerji ihtiyacını karşılamak için 1 gigawatt’lık yeni bir nükleer santral inşa etmeyi planladığını açıkladı. ABD’de Trump yönetimi, nükleer santrallerle ilgili izin ve değerlendirme süreçlerini hızlandırma sözü vermişti New York, yeni bir nükleer santral inşa etmeyi planlıyor. ABD’de 15 yıl sonra bu alanda yapılacak ilk yatırım olan bu adım, Başkan Trump’ın bu tür projelerde izin süreçlerini hızlandırma vaadi açısından da önemli bir sınav niteliği taşıyor. New York Valisi Kathy Hochul, verdiği bir röportajda, eyaletin kamu elektrik şirketine mevcut yaşlanan reaktör filosuna en az 1 gigawatt’lık yeni nükleer enerji üretim kapasitesi eklemesi talimatını verdiğini söyledi. Bir gigawatt, yaklaşık bir milyon haneye yetecek kadar elektrik üretebiliyor. Hochul, “New York’a gelmek isteyen her şirketin ve burada yaşamak isteyen herkesin, enerji maliyetleri konusunda güvenilirlik ve erişilebilirlik açısından asla endişe duymamasını sağlamaya kararlıyım” dedi. Neredeyse yüz yıl önce dönemin valisi Franklin D. Roosevelt tarafından halk adına hidroelektrik üretimini yönetmek amacıyla kurulan New York Elektrik Kurumu (New York Power Authority), yeni reaktör için eyaletin kuzeyinde bir yer belirleyecek ve tasarımını oluşturacak. Hochul, kurumun bu projeyi tek başına ya da özel sektör ortaklarıyla birlikte yürütebileceğini söyledi. Nükleer santral süreçleri hızlanıyor Bu proje, ABD’de nükleer reaktör inşasında yeni bir dönemin başlangıcına öncülük edebilir. Nükleer enerji sektörü, son otuz yılı aşkın süredir güvenlik endişeleri, maliyet aşımları ve son derece yavaş ilerleyen izin süreçleri nedeniyle mevcut santralleri yönetmenin ötesine geçmekte zorlanıyordu. Aynı zamanda bu proje, Trump’ın Mayıs ayında imzaladığı ve nükleer enerji projelerinin geliştirilmesini hızlandırmayı amaçlayan başkanlık kararnamelerinin pratikte ne ölçüde etkili olduğunu test edecek. Trump’ın kararları, ABD nükleer düzenleyici kurumunun yeniden yapılandırılmasını, yeni projeler için lisans süreçlerinin hızlandırılmasını, yerli nükleer yakıt tedarikinin artırılmasını ve askeri amaçlarla ya da yapay zeka için büyük veri merkezleri kurmak üzere federal arazilerin kullanımını içeriyor. 2021’de vali olduktan sonra enerji projelerini öncelik haline getiren Hochul, Trump’la yaptığı her görüşmede nükleer santraller için federal izin süreçlerinin değiştirilmesini savunduğunu söyledi. Hochul ve Trump, geçen ay yaptıkları görüşmelerin ardından, başkanın büyük bir açık deniz rüzgar enerjisi projesine yönelik durdurma kararını kaldırması ve uzun süredir askıya alınan iki doğal gaz boru hattı projesinin yeniden canlandırılması konusunda anlaşmaya varmıştı. Hochul, Elon Musk’ın öncülüğünde kurulan Hükümet Verimliliği Departmanı’nın dikkatini, Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun (NRC) işleyişine yönlendirmeyi bile önerdiğini söyledi. “Bu neden on yıl sürüyor?” diyen Hochul, “Kimsenin bu işe girişmemesinin nedeni bu; engeller çok fazla” ifadelerini kullandı. 1991 yılından bu yana ABD’de sadece beş yeni ticari nükleer reaktör devreye alındı ve bu sayı, mevcut santrallerin kapatılmasını telafi etmeye yetmedi. Nükleer enerji üretim kapasitesi, 2012’deki zirvesinden bu yana %4’ten fazla düşüş gösterdi. Buna karşın, güneş panelleri ve doğalgazla çalışan türbinler gibi diğer elektrik üretim yöntemlerinde büyük bir artış yaşandı. Federal enerji tahminlerine göre nükleer kapasitenin daha da azalması bekleniyor; ancak eski santrallerin işletme lisanslarının uzatılmasına yönelik ilgi de artıyor. Hâlihazırda, nükleer santraller ABD’deki elektrik üretiminin yaklaşık %19’unu karşılıyor. 2021’de kapanan santral enerji ihtiyacını artırdı Kapatılan en dikkat çekici santrallerden biri, Manhattan’ın yaklaşık 64 kilometre kuzeyindeki Indian Point nükleer santraliydi. 2021’de çevresel endişeler ve Hudson Nehri boyunca çok sayıda yerleşim yerine yakınlığı nedeniyle kapatıldı. Nükleer enerjiye yönelik kaygılar, özellikle 2011’de Japonya’daki Fukushima Daiichi nükleer santralinde yaşanan felaketin ardından yeniden alevlenmişti. New York City’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık %25’ini karşılayan Indian Point santralinin kapatılmasının bir sonucu olarak, eyalet ani bir şekilde elektrik üretimini sürdürebilmek için daha fazla fosil yakıt yakmak zorunda kaldı. Bu durum, şehir ve eyalet genelinde hava kirliliğini azaltmayı hedefleyen diğer enerji politikalarına rağmen, sera gazı emisyonlarının artmasına neden oldu. Yeni nükleer santral için değerlendirilen potansiyel alanlar arasında, tamamı Constellation Energy’ye ait ya da çoğunluk hissesi bu şirkete ait olan New York’taki üç faal santralin arazileri de bulunuyor. Vali Hochul, yeni tesisin tek büyük bir reaktör ya da birden fazla küçük reaktörden oluşan bir kompleks şeklinde olabileceğini söyledi. New York yetkilileri ayrıca, Georgia’daki Vogtle Santrali’nde inşa edilen ABD’nin en yeni iki reaktörünün geliştirilmesi sürecinde yaşanan sorunları da yakından inceliyor. İnşaatına 2009 yılında başlanan bu reaktörler, 2023 ve 2024’te tamamlandığında toplam maliyetleri 30 milyar doları aştı; bu da başlangıçtaki tahminlerin iki katından fazlaydı.  

25/06/2025

İsrail basını ateşkesin ilk saatlerini yazdı: Trump telefonda azarladı, Netanyahu teşekkür etti

İsrail basını, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkesin ilk saatlerinde Tahran’a yönelik saldırı hazırlığı yapan Binyamin Netanyahu’yu telefonla arayarak sesini yükselttiğini ve saldırıyı durdurmasını istediğini yazdı İsrail savaş uçakları, ateşkesi ihlal eden İran füze saldırısına karşılık olarak 20 hedefi vurmak üzere İran hava sahasına girdiği sırada, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Konuya yakın bir kaynak, The Jerusalem Post’a yaptığı açıklamada Trump’ın telefonda sesini yükselterek Netanyahu’ya “Saldırıyı durdurun” diye sert bir şekilde çıkıştığını söyledi. Kaynak, görüşme sırasında Netanyahu’nun çok az konuşabildiğini, ancak defalarca ABD Başkanı’na teşekkür ettiğini belirtti. Kaynak, “Netanyahu ile Başkan Trump arasında zorlu bir konuşma geçti. Trump bu süreci kişisel bir başarı olarak görüyordu ve hiç kimsenin ama hiç kimsenin bunu baltalamasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti” dedi. Sonuç olarak, İsrail Hava Kuvvetleri (IAF) pilotları saldırıyı durdurma emri aldı. Uzlaşı yolu olarak, İsrail Tahran yakınlarındaki bir radar istasyonunu vurdu; bu hedef, başlangıçta planlanan saldırı noktalarından oldukça uzaktaydı. Tahran’a da mesaj gitti The Jerusalem Post’un aktardığına göre, ABD Katar aracılığıyla İran’a bir mesaj göndererek ateşi kesmeleri çağrısında bulundu. Üst düzey bir ABD yetkilisi, Katarlı aracılar üzerinden şu net ifadeyi iletti: “Saçmalığa yer yok, başka saldırı olmayacak” Bir İsrailli kaynak gazeteye yaptığı açıklamada, şu anda İran’ın nükleer ve balistik füze programlarını yeniden başlatma girişimlerine karşı ABD ile birlikte nasıl hareket edileceğini belirlemek amacıyla bir mekanizma ve protokoller oluşturulması yönünde çalışmalar yürütüldüğünü söyledi. Öte yandan Doha, ABD ile İran arasında nükleer müzakereleri yeniden canlandırmaya çalışıyor. Katar yetkilileri, Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ile birlikte Salı akşamı bu konuda kapsamlı görüşmeler yaptı. İran, son iki haftadır defalarca İsrail saldırılarının durması halinde ABD ile müzakerelere hazır olduğunu belirtmişti.

25/06/2025

CHP’den İmamoğlu’nun tutukluluğunun 100. gününde Saraçhane’de eylem

CHP lideri Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının 100’üncü günü olması nedeniyle, 1 Temmuz’da grup toplantısını İstanbul’da yapacaklarını duyurdu. Özel, “Daha sonra akşam hep birlikte Saraçhane’ye gidecek, eylem yapacağız” dedi Birgün’e konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlattıkları ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor’ mitinglerine devam edeceklerini söyledi. “İmamoğlu’na yapılan haksızlığı da ülkenin diğer sorunlarını da gündeme taşıyoruz. İmamoğlu’na yapılan hukuksuzluğu unutturmadan ama akaryakıt zammını da çiftçinin sorunlarını da konuşarak yola devam edeceğiz” diyen Özel, 1 Temmuz’da Saraçhane’de gerçekleştirilecek büyük eylemin duyurusunu da yaptı. CHP lideri, şunları kaydetti: “1 Temmuz Salı günü, İmamoğlı’nun tutuklanmasının 100’üncü gününde, grup toplantısı saatinde İstanbul’da olacağız. Tutukluluğun 100 gününün muhasebesini hem hukuki açıdan hem siyasi açıdan hem de toplumsal olarak değerlendireceğiz. Daha sonra akşam hep birlikte Saraçhane’ye gidecek, eylem yapacağız. Öte yandan, hak mücadelesi veren herkese destek olmaya da devam edeceğiz.” Kurultay mesajı: 30 Haziran’dan bir endişem yok CHP kurultayının 30 Haziran’da görülecek iptal davası ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreçteki tutumuyla ilgili konuşan Özel, şunları söyledi: “30 Haziran’dan bir endişem yok. YSK kararının zaten kesin olduğu, AYM’ye itiraz süresinin dolduğu bir süreç. Sonuç değil, süreç odaklı, partiyi tartıştırmaya yönelik bir sürecin içindeyiz. Ben bu tartışmaların hep dışında kalmaya çalıştım. Kurultayda, CHP tarihinde bir genel başkanın aldığı en yüksek oya ulaştık. İlk kez bir genel başkanın yaptığı anahtar liste, İsmet Paşa’dan beri delinmeden geçti. Olağanüstü kurultayda da delege iradesinin arkasında durdu. Tüm örgüt, bu süreçte partinin böyle bir tartışmanın içinde olmaması gerektiği konusunda hemfikir oldu. Geçmiş dönemde de parti içi tartışmalar olduğunda anketlerde düştüğümüz de gözetilince, partiyi bu tartışmanın içine çekmeye çalıştılar. Biz ise ısrarla sürecin dışında kalmayı tercih ettik. Arkadaşlarımız, iyi niyetle Kemal Kılıçdaroğlu’nun da tartışmaları sonlandıracak bir açıklama yapmasını istediler. Benim ne 30 Haziran’dan ne de devamında olacaklardan bir endişem yok. Ama tutun ki böyle bir şey (Mutlak butlan kararı) oldu, seçmenlerin bize emanetini bir kenara bırakmamızı kimse bizden beklemesin. 19 Mart itibarıyla nasıl Saraçhane’ye sahip çıktıysak, partimize de sahip çıkarız. Süreci elbette dikkatle takip ediyoruz ama Türkiye’de bu kadar ekonomik sorunlar varken bu gündem içinde boğulmayacağız. Ben veresiye defterini açmak istiyorum, birileri eski defterleri açmak istiyor. Yaşananlar, CHP’ye ve Türkiye’ye kurulmuş büyük bir tuzak. Bu tuzağa düşmemek lazım.”

25/06/2025

Ülkeler İran’dan ders çıkarıyor, nükleer silahların cazibesi artıyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki üç nükleer tesise düzenlediği saldırı, nükleer silahlanmanın caydırıcılığına dair küresel tartışmaları yeniden alevlendirdi. Bu durum, dünyada nükleer silaha sahip olmanın, güvenliğin anahtarı olduğu düşüncesini daha da güçlendiriyor Nükleer silaha sahip ülkeler kulübüne son katılan ülkenin üzerinden neredeyse 20 yıl geçti. Ancak geçtiğimiz hafta sonu İran’daki üç nükleer tesisi bombalayan ABD Başkanı Donald Trump, bu kapının kapalı kalacağını söyledi. Trump’ın gerçekleştirdiği bu önleyici saldırının, gerçekten İran’ı ve başka ülkeleri nükleer silah geliştirmekten caydırıp caydırmayacağı ise henüz belirsiz. Saldırının ardından sağlanan kırılgan ateşkes devam ederken, uzmanlar bu adımın tam tersine, nükleer silah sahibi olmanın tehlikeli dünyada en güçlü korunma yöntemi olduğu düşüncesini daha da güçlendireceğinden endişe ediyor. Son nükleer güç olan Kuzey Kore, hiçbir zaman böyle bir saldırıyla karşılaşmadı. Yıllarca nükleer programını durdurmayı reddeden Pyongyang, bugün artık büyük ölçüde dokunulmaz kabul ediliyor. Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile mektuplaşmış ve iki kez yüz yüze görüşmüştü ancak bu girişimler sonuçsuz kalmıştı. İran konusunda ise Trump, daha yeni diplomatik zemin yoklamasının üzerinden haftalar geçmişken, B-2 bombardıman uçaklarını devreye soktu. Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran ile nükleer müzakereleri yürüten silah kontrol uzmanı Robert J. Einhorn, “Geçen haftaki gelişmelerden sonra İran’ın küçük bir nükleer cephane edinme ihtimali, öncesine kıyasla çok daha yüksek,” dedi. Einhorn, İran yönetimi içindeki sertlik yanlılarının, “Artık nükleer eşik aşılmalı” yönündeki görüşlerini daha güçlü şekilde savunduğunu belirtti. Einhorn’a göre İran, nükleer bomba üretmeye karar verse bile önünde ciddi zorluklar var. En önemlisi; böyle bir hamlenin ABD ve İsrail tarafından fark edilmesi halinde yeni saldırılara uğrayacağı gerçeği. Ancak şu anda İran’ın yalnızlaşmış, zayıflamış ve istikrarsız hale gelmiş liderliğiyle böylesine büyük bir riske girip girmeyeceği net değil. Nükleer silahların cazibesi Dünya genelinde ise nükleer silahlanma eğilimi gözle görülür biçimde artıyor. ABD, Rusya ve Çin gibi nükleer süper güçlerin giderek daha az güvenilir ve hatta komşularına karşı daha saldırgan hale geldiği algısı, bu eğilimi körüklüyor. Uzmanlara göre, Basra Körfezi’nden Orta Avrupa’ya ve Doğu Asya’ya kadar pek çok ülke, İran’ın yaşadıklarından ders çıkarıyor. 2007-2008 yıllarında Kuzey Kore ile başarısız müzakereleri yürüten eski ABD Büyükelçisi Christopher R. Hill, “Kuzey Kore nükleer silah sahibi olduğu için pişmanlık duymuyor, aksine bununla dokunulmaz hale geldi” diyor. Hill’e göre, nükleer silahların cazibesi yalnızca düşmanlar için değil, ABD’nin müttefikleri için de artıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin nükleer koruma şemsiyesi altında yaşayan Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, artık bu korumanın Trump’ın “Önce Amerika” anlayışıyla uyumlu olup olmadığını sorguluyor. Hill, “Artık ‘ABD bizi kesinlikle korur’ varsayımı çok tehlikeli,” diyerek uyarıyor. “Japonya ve Güney Kore, ABD’ye güvenip güvenemeyeceklerini sorguluyor.” Asya ülkelerinde durum ne? Güney Kore’de nükleer silah geliştirme fikrine verilen destek giderek artıyor. Ancak ülkenin yeni seçilen başkanı Lee Jae-myung, Kuzey Kore ile ilişkileri geliştirme sözü verdi. Buna rağmen, 2023 yılında ABD Başkanı Joe Biden ile imzalanan anlaşma, Seul’ün ABD ile nükleer planlamada daha fazla söz sahibi olmasını sağladı. Bu adım, Güney Kore’nin kendi nükleer programını geliştirme baskısını yatıştırmayı amaçlıyordu. Japonya’da ise halk, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının mirası nedeniyle uzun süredir silahsızlanma yanlısı. Ancak son dönemde, NATO ülkelerinde olduğu gibi Japon topraklarına ABD’ye ait nükleer silahların yerleştirilip yerleştirilmeyeceği tartışılıyor. Eski Başbakan Shinzo Abe, “Eğer Ukrayna Sovyet döneminden kalma nükleer silahlarını elinde tutsaydı, Rusya belki de işgale kalkışmazdı,” diyerek bu tartışmayı daha da alevlendirmişti. Putin’in nükleer tehditi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Ukrayna savaşının ilk dönemlerinde taktik nükleer silah kullanma tehdidinde bulunması, Biden yönetimini Ukrayna’ya silah yardımı konusunda daha temkinli hale getirdi. Bu tehditler, yalnızca Ukrayna değil, dünya genelindeki diğer revizyonist güçlerin de nükleer şantajı bir silah olarak kullanabileceği endişesini artırdı. İran ‘Bir test vakası’ olarak mı görülüyor? İran’ın yıllardır uyguladığı strateji; nükleer bomba üretme eşiğine kadar zenginleştirilmiş uranyum üretmek, ancak resmi olarak bomba geliştirmemek üzerine kuruluydu. Ancak bu strateji, ülkeyi askeri saldırıdan korumaya yetmedi. Brandeis Üniversitesi Profesörü Gary Samore, “Eğer İran bir test vakası olarak görülüyorsa, Trump bu stratejinin askeri saldırıyı önlemenin garantisi olmadığını açıkça gösterdi,” dedi. Samore, hem Obama hem de Clinton yönetimleri döneminde silah kontrolü müzakerelerinde görev almış bir isim. Samore, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının, diğer ülkelerin nükleer silah hesaplamalarını nasıl etkileyeceğini söylemek için henüz erken olduğunu vurguladı. “Bu iş nasıl bitecek?” diye soran Samore, “Bir anlaşmayla mı sonuçlanacak? Yoksa İran nükleer silah peşinde koşmaya devam mı edecek?” ifadelerini kullandı. Nükleer silahların yayılmasını izleyen uzmanlar doğası gereği temkinli. Ancak bazıları, geçtiğimiz haftaki gelişmelerin içerisinde bir ‘iyimserlik kırıntısı’ bulmaya çalışıyor. Obama döneminde İran’la müzakere eden eski yetkili Robert J. Einhorn, Trump’ın nükleer programı olan İran’a yönelik saldırı tehdidini hayata geçirmiş olmasının, ABD’nin nükleer tehditlerle karşı karşıya olan müttefiklerine “güvence veren bir mesaj” olduğunu savundu. Einhorn, “Moskova, Pyongyang ve Pekin’de sadece ABD ordusunun menzilini ve kapasitesini değil, bu başkanın bunu kullanma konusundaki istekliliğini de dikkatle not ettiler” ifadelerini kullandı.