11/07/2025

Trump, Ukrayna’nın ABD hava savunma sistemlerini alacağını söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, NATO aracılığıyla Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere silah göndereceğini söyledi. Trump NBC News’e verdiği demeçte yeni bir anlaşmayla “Patriotları NATO’ya göndereceğiz ve daha sonra NATO bunları dağıtacak” dedi ve silahların parasını NATO’nun ödeyeceğini sözlerine ekledi.   Bu açıklama, Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’nin silahların zamanında ulaşmasını sağlamak üzere Trump ile “olumlu bir diyalog” içinde olduklarını söylemesinin ardından geldi. Geçtiğimiz hafta Ukrayna şehirlerine yönelik Rus insansız hava aracı ve füze saldırılarının artmasının ardından 10 Patriot sistemi istediğini söyledi. NATO, aralarında ABD’nin de bulunduğu üyelerinin katkılarıyla finanse ediliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Almanya ve İspanya’nın da aralarında bulunduğu ülkeleri, Ukrayna’ya daha hızlı ulaşabilecekleri için mevcut Patriot bataryalarından bazılarını teslim etmeye çağırdığını söyledi.   Rubio, “NATO müttefiklerimizi bu silahları sağlamaları için teşvik etmeye devam ettik… madem stoklarında var, o zaman ikame silahları satın alabilecekleri mali anlaşmalar yapabiliriz” dedi. ABD Savunma Bakanlığı’nın geçen hafta bazı kritik silahların sevkiyatını durdurması Kiev’de hava savunma sistemlerinin birkaç ay içinde tükenebileceği endişesine yol açtı. Duraklatıldığı bildirilen silahlar arasında Patriot önleme füzeleri ve hassas top mermileri de vardı. Ardından, Ukrayna bu hafta rekor sayıda insansız hava aracı saldırısına maruz kalırken, Trump daha fazla silah gönderileceğini söyledi: “Yapmak zorundayız… Şu anda çok ağır darbe alıyorlar.”   Zelensky, Patriot sistemlerini “hayatın gerçek koruyucuları” olarak tanımlayarak sevkiyatların devam etmesi çağrısında bulunmuştu. Salı gecesi Ukrayna 728 insansız hava aracı tarafından vuruldu ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Rusya’nın bu sayıyı 1.000’e çıkarmak istediği uyarısında bulundu. BM’ye göre Haziran ayında 232 kişinin ölümü ve 1,300’den fazla kişinin yaralanmasıyla Ukrayna’da son üç yılın en yüksek aylık sivil kayıpları yaşandı. New York Times’ın ismi açıklanmayan ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre, daha önce İsrail’de bulunan bir Patriot bataryası ABD’de yenilendikten sonra Ukrayna’ya gönderilecek.   İsrail bataryası ile ilgili görüşmeler bir süredir devam ediyordu. Geçtiğimiz ay Kiev’den üst düzey bir yetkili bataryanın ABD’ye gönderildiğini ancak Ukrayna’nın hala teslim almayı beklediğini söylemişti. Patriot hava savunma bataryaları ve ateşledikleri önleme füzeleri, Ukrayna şehirlerinin, sivil ve askeri altyapısının Rus seyir ve balistik füze saldırılarına karşı savunulmasında kritik bir rol oynuyor.   Sovyet döneminden kalma S-300 karadan havaya füzeler ve Batı yapımı Nasam’larla (Ulusal Gelişmiş Karadan Havaya Füze Sistemi) birlikte Patriot’lar Ukrayna’nın, ordunun sıklıkla “katmanlı savunma” olarak adlandırdığı sistemi sürdürmesine yardımcı oluyor. Gelişmiş radarı, izleme ve yüksek önleme oranı ile Patriot, Ukrayna’nın Moskova’nın amansız bombardımanlarına karşı kendisini korumakta zorlanacağı son derece etkili bir silah.   Ancak füzeler dahil tek bir bataryası yaklaşık 1 milyar dolar (740 milyon sterlin) değerinde olan bu silah aynı zamanda göz kamaştırıcı derecede pahalı. Bu da Patriot sistemlerini kullanan Batılı ülkelerin neden bu sistemleri elden çıkarmak konusunda isteksiz davrandıklarını açıklamaya yardımcı oluyor. Ukrayna birlikleri bunları nasıl kullanacaklarını zaten biliyor.   Batı tarafından tedarik edilen ilk iki batarya Kiev’in aylar süren ricalarının ardından Nisan 2023’te geldi. Şu anda kullanımda olan sistemlerin tam sayısı yakından korunan bir sır. Ancak her ilave batarya Ukrayna’nın daha fazla şehri ve askeri üsler ve elektrik santralleri de dahil olmak üzere kilit tesisleri sistemin koruyucu şemsiyesi altına almasını sağlıyor.   Ukrayna çok büyük bir ülke. Hiçbir zaman her şeyi – ya da herkesi – koruyamayacaktır. Ancak Rus hava saldırılarının sıklığı ve boyutu arttıkça, Kiev’in Batılı müttefikleri ihtiyacın aciliyetini kabul etmiş görünüyor. Ocak ayında Beyaz Saray’a yeniden girdiğinden beri Trump, ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteği azaltmaya çalışıyor.   Alman düşünce kuruluşu Kiel Enstitüsü’ne göre ABD, 2022’nin başı ile 2024’ün sonu arasında Ukrayna’ya en büyük askeri yardım kaynağıydı ve bu süre zarfında 69 milyar dolar (54,6 milyar sterlin) verdi.   Trump ayrıca NATO müttefiklerine GSYH’lerinden güvenlik ittifakına daha fazla pay ayırmaları için baskı yapıyor. Geçtiğimiz yıl tüm Avrupalı NATO üyeleri GSYİH’lerinin %2’sini savunmaya harcama taahhüdünde bulundu.   Rusya Şubat 2022’de Ukrayna’da geniş çaplı bir işgal başlattı. ABD iki ülkeyi savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varmaya çağırıyor. Rubio gazetecilere yaptığı açıklamada Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ile Perşembe günü Malezya’da düzenlenen bir toplantı sırasında “samimi” bir görüşme yaptıklarını söyledi.   Rubio, Trump’ın “barış görüşmelerinde ilerleme kaydedilmemesinden duyduğu hayal kırıklığını” ve “Rus tarafının bu çatışmayı sona erdirmek için daha fazla esneklik göstermemesinden duyduğu hayal kırıklığını” yineledi.   İkilinin çatışmanın nasıl sonuçlanabileceğine dair bazı yeni fikirler paylaştığını ve bunları Trump’a geri götüreceğini söyledi. Rubio, Trump’ın Pazartesi günü Rusya ile ilgili “önemli” bir açıklama yapacağını söylediği konu hakkında detay vermeyi reddetti.

11/07/2025

TOPLUMSAL DEĞİŞME KURAMLARI ve İNSAN

   Toplum Sosyolojisi, toplumların şekillenmesini sağlayan en önemli öğelerdendir. Bu bağlamda, Toplumsal Değişim Kuramlarının oluşmasını etkileyen etmenleri sıralayacak olursak, iletişim sosyolojisi, hukuk sosyolojisi, çevre sosyolojisi, suç sosyolojisi, medya sosyolojisi, din sosyolojisi gibi birçok toplumu şekillendiren unsurları vardır.    Kültürlenme ve kültürlemeyle farklı toplumlardan gelen etmenler, toplumları, görünen yüzlerinde birbirlerine   aşina etmektedir.    Toplumun büyüklüğü, uygarlık düzeyi, ekonomik uğraşısı, dili, dini, inandığı değerler ve uyduğu kurallar her ne olursa olsun, ortak bir yaşayışa sahip her insan topluluğu bir toplum meydana getirir.  Toplum bir araya gelen insanların basit bir toplamı değildir, toplumsal ve fonksiyonel olarak farklılaşmış kişiler arasında eş güdümlü eylemlerin yer aldığı bir örgüt biçimidir.   Toplum, insanları etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Her toplum bir iç düzene yani belli bir yapıya sahiptir.    Herbert Spencer toplumsal yapı kavramını ilk kullanan kişi olmasına karşın bu kavram o dönemde pek açıklığa kavuşamamıştır.    Toplumsal yapı, toplumda sürekli ve örgütlü sosyal ilişkiler bütünüdür.   Merton, kişinin çevresinin kültürel ve toplumsal olmak üzere iki farklı yapıyı ileri sürmektedir.  Kültürel yapı, belli toplum ya da grup üyelerinin ortak davranışlarını yöneten örgütlenmiş bir dizi normatif değerlerdir.  Öte yandan insanların yaşamlarındaki davranışlarının nedenini anlamaya yönelik bir araç olduğunu da ortaya koymaktadır.   Onun için toplumu şekillendiren unsurlarda toplumun o yöne evrilmesini sağlamaktadır.   Statü, kişinin toplumsal yapı içinde işgal ettiği konumdur.  Örneğin; öğretmen, öğrenci, din adamı, doktor, hemşire, işçi, iş insanı, fabrikatör, holding sahibi, aşçı, tacir, esnaf, gazeteci, madenci, sanatçı gibi.   İşte tam da bu diyalektikten yola çıkarak toplumun sosyolojisinin şimdiki zamanına bakıp değerlendirmeleri ona göre yapmak gerektiği inancındayım.    Siyasi partiler de toplum sosyolojisi ve psikolojisinden doğmuştur. Hatta iktisat bilimi ve diğer bilim dalları insana odaklı toplum sosyolojisinin, olmazsa olmazıdır ve sosyolojiden doğmuştur.  Dolayısıyla siyasi partiler, dernekler ihtiyaçlar hiyerarşisiyle bütünleşmiştir.       EKONOMİ OLMAZSA OLMAZ AMA İNSANLA HER GÜZELLİK OLUR    İktisat Biliminin babası ahdedilen Keynesken ekonomi, devrini doldurmuş mu ona bakmak lazım. Mamafih günümüzün ekonomik kavramlarında, “yap, işlet, devret” modelleri günümüz koşullarında olamıyor görünüyor.    Bu bağlamda; güçlü ekonomilerin anahtarının üretim olduğunu gün ışığı meydanda.   Ama, bilimsel olandan ayrılmadan; üretmek, toprağı ekip biçmek, sanayiyi canlandırmak için fabrikalar kurmak…  Toplumların olmazsa olamaz ihtiyaçlarıdır.  Bu vaziyette iş gücüne, iş gücü için kurulacak fabrikalara ihtiyaç var… Kadı ki, her toplumun hem işsizliğe hem de insan potansiyeline ihtiyacı gerçek bir realitedir.   Dolayısıyla tarım, yaşam için en gerekli en olmazsa olmamızdır. Dört bir yanı tarıma elverişli yurdumuz, bu bakımdan oldukça önemlidir.  Çiftçinin “yüzünün gülmesi” demek, tüketicinin, “yüzünün gülmesi” demektir çünkü.    O ZAMAN NE YAPMALI?  Yine çünkü biz, tarım ülkesiyiz ve iklim krizine rağmen ekip biçmeye devam etmeliyiz. Yeşili yeşillendirmeli, yaz aylarında vuku bulan yangınların olmaması için de acil çareler aramalıyız… Hayat pahalığının nedenlerinden biri de   yiyeceklerin pahalılığı ayan-beyan ortada.  Bu itibarla da bereketli topraklarımızdan gelecek hayati gereksinmelerimizi karşılamış oluruz….   DÜNYA DÖNÜYOR HAYAT GEÇİYOR VE NESİLDEN NESİLE NELER DEĞİŞİYOR…   “Maddi kültür, nedir?” diye sorsak ta, en çok “manevi   kültür” değerlerimizi yad eder, sanatı kültürü, gelenek ve göreneklerimizi, anneannelerimizin anlattığı masalları, annelerimizin bizlere söylediği ninnileri kim unutur? Kim bu değerlere sahip çıkmaz?  Ülkemizin Doğusundan, Batısına kadar uzanan yemek kültürüne, giyimine, kuşamına, büyüğüne saygıya, küçüğüne sevgiye her kim duyarsız kalır bu coğrafyada.  Yüzyıllık Cumhuriyetimizin aydınlığında, aydınlık ve  çağdaş Türk Kadının ilim, irfan yolunda ilerlemesi Atatürk’ümüzün biz kadınlara bahşettiği eşitlik ilkesi, seçme ve seçilme ve de milletvekili, başbakan olma hakkı ATAMIZIN biz kadınlara sunduğu eşitlikle hep üreten, hep çalışan olacağız. Bundan mağda bilim kadınlarımızın, emekçi kadınlarımızın her kim önünü kesebilir? Kimse…      Ama ve lakin toplumun en büyük yaralarından olan “Kadın Cinayetleri”, kadının yaşam hakkından alıyorsa, eril şiddet çok yerde hakimse olmuyor işte olmuyor!… Biz kadınlar, şiddet ve türevlerini ne kabul ediyor ne de istiyoruz…  Bu acil durum için de kadının var olması adına, “Cinsiyet Eşitliği”, “Cam Tavana” takılmadan yaşama geçmesini istemekten öte gerçekleşmesi için eril tahakküme geçit vermiyoruz.   Kadın Cinayetleri ve şiddetinin” bitmesi için de acil çözümlerle birlikte çareler aramalı, “ATAERKİL” yapıya bir dur diyebilmeliyiz.  Bizler canız ve insanız tıpkı siz erkekler gibi…  Öğretilmiş şiddete geçit vermeyecek argümanlar elbette var ama önce eğitim… ve Eğitim Psikolojisinin öneminin de altı çizilerek anlatılması artık elzem olmuştur…    Bu sayfadan tüm üreten, düşünen ve insanlığa hizmet eden hemcinslerimi ve karşı cinslerimi selamlıyor, ayrı dünyaların değil, aynı dünyanın insanı olduğumuzu ve birbirimiz olmadan olamayacağımızı hatırlatıyorum…   Sevgiyle kalın çünkü sevginin olduğu yerde saygı vardır, yaşam hakkı da …      

11/07/2025

AVRUPA PARA BİRİMİ

Bulgaristan’ın Euro Bölgesi’nin 21’inci üyesi olma ve 1 Ocak’tan itibaren AB’nin ortak para birimi euroyu kullanma olanağına kavuşma süreci tamamlanmış.   Bulgaristan, 2007 yılında AB üyeliğine hak kazandığından beri ortak para birimini benimsemeyi stratejik hedef olarak belirlemişti. Yaklaşık 20 yıl süren siyasi çalışmaların ardından ülke sonunda hedefine ulaştı.   Fakat  Bulgaristan halkı euroya geçiş konusunda ciddi bir bölünme yaşamakta. Özellikle Levadan vazgeçme ve fiyatların artacağı endişesi toplumda ciddi tepkilere yol açmış. Bulgar hükümeti ise euroya geçişin ,AB’nin en düşük yaşam standartlarına sahip ülkesi olan Bulgaristan’da ekonomik istikrarı ve refah seviyesini arttıracağını düşünmekteler .   Bulgaristan, son 10 yılda euroyu benimseyen ikinci AB ülkesi olacak. En son 2023’de Hırvatistan ortak para birimine katılmıştı.   Biz ise halen  daha Avrupa Birliğine girebilme umudu ile yaşamaya devam ediyoruz. Türkiye ,iki AB üye ülkesi olan Bulgaristan ve Yunanistan ile sınır komşusudur. Avrupa Birliği kurulduktan bir yıl sonra ,1959’da Türkiye’nin başvurusu başlamış. Türkiye ,AB üyelerinden biri olan Maceristan ile de yakın ilişkidedir. Ama bütün bu yakın temaslar bizim AB’ye alınmamıza tabi ki yetmedi ve yetmiyor. AB ‘ne giriş mevzuatı 35 fasılda gruplandırılmış. Yaklaşık 130.000 sayfa yasal belgeden  ve AB üye Devletlerinin uyması gereken kurallardan oluşmakta. Bu, toplum için çevreden yargıya ,ulaşımdan tarıma ve nüfusun tüm kesimlerine kadar ülkenin hemen hemen tüm sektörlerini etkileyecek köklü değişiklikler anlamına geliyor.   Bu köklü değişiklikler bizim ülkemizin bugünkü şartlarında mümkün mü? Tabi ki “HAYIR! “ AB,Türkiye’yi insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğü alanında ki eksiklikleri nedeniyle suçladı ve eleştirdi. Bu eksiklikler bugün hala  artan bir hızla devam ettiğine göre biz AB’yi ancak rüyamızda görürüz. Bugün bu yazıyı neden köşeme taşıdığıma gelince ; Hırvatistan’dan sonra Avrupa’nın en düşük hayat standartlarına sahip ülke olan  Bulgaristan’ın  euro’ya geçişi nedense içimi acıttı .     NOT : Okyanus Gazetesi www.okyanus.com gazeteci Kerem Yeğinboy’un yeni bir oluşumu. Genç ve mesleğini seven bir gazeteciye destek vermek lazım. Özellikle  bu mesleğin en zor icra edildiği son yıllara bakarsak  cesaretinden ötürü kendisini tebrik ediyorum   . Okuyucusu bol yolu açık olsun.

02/07/2025

Bilim dünyası yapay insan DNA’sı yaratmak için harekete geçiyor

İnsan hayatını yaratan blokları üretmek üzere, uzun zamandır tartışmalara yol açan bir bilimsel proje hayata geçiyor. İnsan DNA’sı üretmeyi amaçlayan bu proje, dünyada bir ilk. Araştırma, tasarlanmış bebekler ve gelecek nesillerde öngörülemeyen değişimlere yol açabileceği için bugüne kadar bir tabu olarak kalmıştı. Ancak bugün dünyanın en büyük tıp yardım kuruluşu Wellcome Trust, projeyi başlatmak için gerekli olan 10 milyon sterlini verdi. Kuruluş, tedavisi bulunamamış birçok hastalığa çözüm olacağını umduğu projenin zarardan çok yarar getireceğini söylüyor. Projenin bir parçası olan Cambridge’deki MRC Moleküler Biyoloji Laboratuvarı’ndan Dr. Julian Sale, bu araştırmanın biyolojide çok dev bir atılım olduğunu söylüyor: Hiçbir sınırımız yok. İnsanlar yaşlandıkça hayatlarını geliştirecek, daha az sağlık sorunuyla daha sağlıklı yaşlanmaya yol açacak tedavileri inceliyoruz. “Bu yaklaşımı hastalığa karşı dirençli hücreler üretmek, karaciğer ve kalp gibi zarar görmüş organları ve hatta bağışıklık sistemini yenilemek için kullanacağız.” Ancak araştırmayı eleştirenler de var: Bunun modifiye edilmiş veya yapay şekilde geliştirilmiş insanlar yaratmaya çalışan etik olmayan araştırmacılara da yolu açmasından korkuyorlar. Beyond GM kampanya grubundan Dr. Pat Thomas, “Bütün bilim insanlarının iyi niyetli olduğuna inanmak isteriz ancak bilim zarar vermek de savaşmak için de kullanılabiliyor” diyor. İnsan Kalıtım Projesi’nin bitirilmesinin 25. yılında projenin detaylarını BBC’ye anlatan bilim insanları, bunun insan DNA’sındaki molekülleri haritalandırdığını ve fonun da Wellcome Trust’tan geldiğini söylüyor. Vücudumuzdaki her bir hücre DNA adı verilen bir molekül içerir ve bu da vücudun ihtiyaç duyduğu genetik bilgileri içerir. DNA, A, G, C ve T adı verilen dört küçük bloktan oluşur ve çeşitli kombinasyonlarda defalarca birbirine bağlanarak bizi biz yapan bütün genetik bilgileri taşır. İnsan Kalıtım Projesi, bilim insanlarının tüm insan genlerini bir barkod gibi okumasını sağladı. Sentetik İnsan Kalıtımı Projesi adı verilen yeni çalışma da, bu ilk projeyi büyük bir adım ileri götürdü. Araştırmacılar artık sadece DNA’nın molekülünü okumakla kalmayacak; bazı parçalarını üretebilecek. Belki bir gün tümünü üretip sıfırdan bir canlı oluşturacaklar. Bilim insanlarının ilk amacı insan DNA’sının daha büyük bloklarını üretmek ve nihayetinde sentetik bir insan kromozomu yaratmak olacak. Bunlar da bizim gelişimimiz, tedavimiz ve bağışıklığımızı yönlendirebilecek olan genleri taşıyacak. Bunlar üzerinde çalışmalar yapılarak genlerimizin ve DNA’mızın bedenlerimizi nasıl yönettiği de incelenebilecek. Birçok hastalık bu genlerin diziliminde hata olduğunda ortaya çıkıyor. Wellcome Sanger Enstitüsü’nden Prof Matthew Hurles’e göre bu sebeple bu araştırmalar daha etkili tedavi yöntemlerinin bulunmasını sağlayabilir: “Sıfırdan DNA üretmek bize DNA’nın nasıl çalıştığını ve yeni teorileri deneme fırsatı verecek. “Bunu şu an sadece yaşayan organizmalardaki DNA’ların üzerinde oynama yaparak görebiliyoruz.” Bu projenin çalışmaları test tüplerine ve kaplarında olacak ve bu aşamada sentetik bir hayat yaratma girişimi olmayacak. Ancak teknoloji, bilim insanlarına insanların yaşayan organizmalar üzerinde tahmin edilemez ölçüde bir kontrol veriyor. Proje her ne kadar tıbbi fayda sağlamayı amaçlıyor olsa da; etik dışı bilim insanlarının teknoloji suistimal etme ihtimalini önleyecek hiçbir şey yok. Edinburgh Üniversitesi’nden alanında çok saygın bilim insanlarından Prof. Bill Earnshaw, bu bilim insanlarının biyolojik silah üretmeye, insan DNA’sı taşıyan yaratıklar üretmeye çalışabilirleceğini söylüyor. Earnshaw, yapay insan kromozomu üretecek bir yöntem tasarladı. “Gen konusunda cin şişeden çıktı” diyor BBC’ye konuşan Prof Earnshaw: “Şimdi bir dizi kısıtlayıcı önlem koyabiliriz ama uygun makinelere sahip bir kurum sentetik olarak bir şey yaratmak isterse, kimsenin onları durdurabileceğini sanmıyorum.” Thomas da, bu alanda kullanılan teknolojinin, çeşitli hastalıkların tedavisi üzerinde çalışan sağlık kuruluşları tarafından ticarileştirilebileceğini söylüyor: “Eğer sentetik vücut parçaları ve hatta sentetik insanlar üretebilirsek o insanlar kime ait olacak? Bu insanların içeriğindeki verilere kim sahip olacak?” Teknolojinin potansiyel kötü niyetli kullanımını hesaba katarak, Wellcome Trust’a neden bu projeye fon vermeyi kabul ettiğini soruyoruz. Fona izin veren Dr Tom Collins, kararın kolay alınmadığını söylüyor: “Kendimize, harekete geçmemenin maliyeti ne olur, diye sorduk. “Bu teknoloji bir gün elbet geliştirilecek. Bunu şimdi yaparak en azından daha sorumlu bir şekilde ilerlemeye ve etik sorunlara karşı dik durabilmeye çalışabiliriz.” Projeyle eş zamanlı olarak bir sosyal bilim projesi de yürütülecek. Buna da Kent Üniversitesi’nden sosyolog Prof. Joy Zhang liderlik edecek. Zhang, sosyal bilim projesinin hedefini “Uzmanların, sosyal bilimcilerin ve özellikle kamunun bu teknolojiyi ve bunun kendilerine sağlayacağı faydalar hakkında ne düşündüğünü, projeyle ilgili sorularını ve kaygılarını anlamak istiyoruz” diyerek açıklıyor.

02/07/2025

Batı, Rusya’nın savaş ekonomisine nasıl yardım ediyor?

Rusya, yurt dışına sattığı fosil yakıtlarla, dördüncü yılındaki Ukrayna savaşını finanse etmeye devam ediyor. 2022’in Şubat ayında işgalin başlamasından bu yana, Ukrayna’nın müttefiklerinden aldığı yardımın üç katından fazla parayı, Rusya hidrokarbon ihracatından elde etti. BBC’nin analiz ettiği verilere göre Ukrayna’nın Batılı müttefikleri, Kiev’e verdikleri yardımdan daha fazla miktarda parayı Rusya’ya ödemiş oldu. Ukrayna savaşıyla ilgili kampanya yapan oluşumlar Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinin, Rusya’nın savaş finansmanına destek olmamak adına daha çok çaba göstermesini istiyor. Rusya ne kadar kazanıyor? Rusya’nın savaş makinesinin işlemesini, gaz ve petrol satışları sağlıyor. Rus devletinin gelirlerinin üçte biri petrol ve gazdan geliyor. İhracatın yüzde 60’ı da bu iki kalemden elde ediliyor. İşgalden hemen önce Ukrayna’nın müttefikleri Rus hidrokarbonuna yaptırım uygulamaya başlamıştı. ABD ve İngiltere Rus petrolüne ve gazına yasak getirmiş, Avrupa Birliği (AB) ise gaza değil ama deniz yoluyla taşınan ham petrole yaptırım uygulamıştı. Buna rağmen, işgalin başından 29 Mayıs’a kadar, Rusya’nın fosil yakıt ihracatından 973 milyar dolar elde ettiği görülüyor. Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) verilerine göre, bunun yaklaşık 260 milyar doları, yaptırım uygulayan ülkelerden. Bu gelirde aslan payı, 237 milyar dolarla AB üyesi ülkelerden geliyor. AB ülkeleri boru hattı yoluyla Rusya’dan doğrudan gaz almaya devam ettiler. Ukrayna bu yılın Ocak ayında bu geçişi kesmiş olsa da Macaristan ve Slovakya’ya Rus ham petrolü ulaşmaya devam ediyor. Rus gazı Avrupa’ya Türkiye yoluyla yine boru hattı üzerinden ulaşıyor. CREA verilerine göre, 2025’in Ocak ve Şubat aylarında bu sevkiyatın hacminde önceki yıla göre yüzde 26,77 artış görüldü. Macaristan ve Slovakya’ya Rus gazı Türkiye üzerinden boru hatlarıyla tedarik ediliyor. Batı’nın attığı adımlara rağmen 2024’te Rusya’nın fosil yakıtlardan elde ettiği gelir 2023’e göre yalnızca yüzde 5 düştü. İhracat hacminde ise yüzde 6 düşüş oldu. Geçen yıl ham petrol ihracatından elde edilen gelir ise yüzde 6 arttı. Boru hattı gazından ise yüzde 9 daha fazla gelir elde edildi. CREA’nın verileri, Rusya’nın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının yarısının AB ülkelerine yapıldığını söylüyor. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, henüz “en etkili yaptırımları uygulamadıklarını” söylüyor. Bunun nedeninin ise bazı üye ülkelerin kısa erimde “daha ucuz gaz ve petrol aldıkları için” gerginliğin tırmanmasından endişe etmeleri olduğunu dile getiriyor. Rusya’dan LNG ithalatı, AB’nin Rusya’ya yönelik 17. yaptırım paketine dahil edilmedi. Ancak Rus gazı ithalatının 2027’ye kadar bitirilmesi için bir yol haritası benimsendi. Özetle, petrol ve gaza olan ihtiyacı, Batı’nın Rusya’nın savaş finansmanını kesme çabalarının önündeki büyük bir engel. Global Witness adlı kampanya grubundan Mai Rosner, “Birçok hükümetin Rusya’nın petrol üretme ve satma kapasitesini sınırlama gibi bir isteği aslında yok. Bu adımın, küresel enerji pazarı için ne sonuçlar doğuracağından çok korkuluyor” diyor. Rafineri ‘kaçağı’ Doğrudan satışların yanı sıra, Rusya’nın ihraç ettiği petrolün bir kısmı, başka ülkelerde işlenip petrol ürünlerine dönüştükten sonra Batı’ya giriyor. CREA, üçü Türkiye’de üçü de Hindistan’da olmak üzere, Rus petrolünü “aklayan” rafinerileri saptayabildiklerini ileri sürüyor. Buna göre, bu rafineriler Rus ham petrolünü işleyerek, yaptırım uygulayan ülkelere işlenmiş ürünlerin tedariğini sağlıyor. İşlem hacminin ise 6,1 milyar euro olduğu iddia ediliyor. Hindistan hükümeti CREA’nın raporunu “Hindistan’ın imajını lekelemek için yanıltıcı bir çaba” olarak niteledi. CREA’dan analist Vaibhav Raghunandan, “Batıda yaptırım uygulayan ülkelerin buna sıcak bakacağı biliniyor. Bu bir “yasal boşluk”, yani işlem aslında tamamen yasal. Herkes bunun farkında, ancak kimse bunu gerçekten değiştirecek adımları atmıyor” diyor. Uzmanlar ve kampanya yapan çevreler Batılı hükümetlerin Kremlin’in gelirlerini kesecek araçlara sahip olduğunu savunuyor. Rusya’nın eski Enerji Bakanı Yardımcısı ve Putin’in muhalifi Vladimir Milov, Rusya’ya yönelik yaptırımların daha etkili uygulanabileceğini söylüyor. Trump’ın ‘petrol fiyatları’ planı işe yarar mı? BBC’nin görüştüğü uzmanlar, Trump’ın ‘Opec petrol fiyatlarını düşürürse Ukrayna’daki savaşın biteceği’ yönündeki düşüncesini de doğru bulmuyor. Milov, “Moskova’dakiler bu fikre gülüyor, çünkü bundan en kötü etkilenecek taraf Amerikan kaya petrolü endüstrisi” diyor. Raghunandan da benzer bir görüşü savunarak, Rusya’nın ham petrol üretim maliyetlerinin Suudi Arabistan gibi Opec ülkelerinden düşük olduğunu, dolayısıyla bu ülkelerin Rusya’dan daha çok etkileneceğini belirtiyor: “Suudi Arabistan’ın bu öneriyi kabul etmesi imkansız. Bu, daha önce de denendi ve Suudi Arabistan’la ABD arasında gerilime neden oldu.” Rosner ise Batı’nın Rus hidrokarbonunu almasının ahlaki ve pratik sorunlar taşıdığını dile getiriyor: “Öyle bir durumdayız ki, hem savaştaki saldırgan tarafı kınıyoruz ve direnen tarafı destekliyoruz hem de saldıran tarafı mali olarak destekliyoruz. Fosil yakıtlara bu bağımlılığımız, enerji piyasalarına, küresel enerji üreticilerine ve düşman diktatörlere karşı savunmasız olduğumuz anlamına geliyor.”

02/07/2025

İzmir’de ‘yolsuzluk’ soruşturması kapsamında gözaltı sayısı 130’a yükseldi

İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasıyla başlatılan soruşturmada gözaltı sayısı 130’a çıktı. Soruşturma kapsamında eski Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu dahil 126 kişi 1 Temmuz’da gözaltına alındı. Savcılık tarafından yapılan açıklamaya göre 157 kişi için gözaltı kararı verildi. Açıklamada, Sayıştay, mülkiye müfettişi ve bilirkişi raporlarına istinaden “İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzbeton ve alt taşeron şirketler eliyle” “yolsuzluk tespit edildiği” belirtildi. 1 Temmuz’da sabah erken saatlerinden itibaren İzmir Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinin eski yöneticileri gözaltına alındı. Gözaltına alınan diğer isimler arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Eski Genel Sekreteri Barış Karcı, İzbeton Eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ulaş Aydın, İzsu Genel Müdürü Gürkan Erdoğan yer alıyor. Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, gözaltının ardından avukatları aracılığıyla sosyal medyada paylaştığı mesajında, “Şundan emin olun ki; alnım ak, başım dik ve emin olun ki sizlerin de başını öne eğdirecek hiç bir şey yapmadık” dedi. Soyer, “Ne yaparsanız yapın Türkiye’de büyütmeye çalıştığınız karanlığın gölgesi İzmir’e düşmeyecek” sözlerini ekledi. Gözaltına alınan diğer bürokratlara geçmiş olsun mesajı iletti. Gözaltına alınan CHP İl Başkanı Şenol Aslanoğlu da sosyal medyada yayımlanan mesajında, “Daha önce aynı konudan iki kez yargıladılar. İkisinde de beraat ettim” dedi. Daha önce polise giderek defalarca ifade verdiğini söyleyen Aslanoğlu, “çağırsalar seve seve gider ifade verirdim” diyerek sabahın erken saatlerinde gözaltına alınmasınının “itibar suikastçiliği yapmak için” olduğunu söyledi. “Alnımız ak, başımız dik” sözlerini ekledi. ‘Kooperatifler bakanlık kararıyla teftiş geçirdi’ Tunç Soyer döneminde, kooperatifleşme modeliyle kentsel dönüşüm çalışmaları tıkanma sürecine girmiş, Cemil Tugay döneminde ciddi tartışmalara neden olmuştu. Medyaya bugün yansıyan bazı haberlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın geçmiş döneme ilişkin iki suç duyurusunda bulunduğu ve sürecin böyle başladığı iddia edildi. BBC Türkçe’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden edindiği bilgiye göre, Tugay herhangi bir suç duyurusunda bulunmadı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Cemil Tugay döneminde, tartışmalı kooperatif konusunun araştırılması için talimat verdi. Bakanlık kooperatiflerle alakalı inceleme yapmak üzere müfettiş görevlendirdi ve 119 sayfalık bir müfettiş raporu hazırlandı. Yetkili, bu rapordaki bulgular üzerine operasyon gerçekleştiğini, Tugay’a ait bir suç duyurusu ya da “herhangi bir dahlinin” olmadığını belirtiyor. Tugay: ‘Savcılığın istediği dosyaları yolladık’ Cemil Tugay ise 1 Temmuz’da X hesabından yaptığı açıklamada, belediyenin şikayetçi olduğuna dair iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Tugay, soruşturmanın kaynağının Mülkiye Teftiş Kurulu raporu ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca atanan bilirkişiler tarafından hazırlanan bilirkişi raporu olduğunu söyledi. Tugay, “Önceki belediye başkanımız ve il başkanı gibi kişiler hakkında belediye tarafından yapılan bir inceleme veyahut başvuru asla söz konusu değildir” dedi. Gündeme Bakış sitesine konuşan Tugay, savcılığın kendilerinden talep ettiği dosyaları gönderdiklerini söyledi: “İç denetimimiz inceleme yaptı. Hiçbir suç duyurusunda bulunmadık. Şikayette bulunmadık. Özellikle vurgulamak istiyorum Şenol Aslanoğlu ve Tunç Soyer’le ilgili hiçbir incelememiz de yok.” “Kooperatif konusuyla ilgili Mülkiye Başmüfettişi geçtiğimiz aylarda inceleme yaptı ve gitti. 2025’in Şubat ayında savcılık bizden geçen yıllarda İZBETON ihaleleriyle ilgili dosyaları istedi. Onları yolladık.” Tugay, davet edildiğinde ifade vermeye gidecek kişilerin sabah saat 05.00’de, olağan hukuk dışında evlerinden gözaltına alındıklarını söyledi: “Genel müdürümüz, genel sekreter yardımcımız, iki daire başkanımız da gözaltına alınanlar arasında. Bunlar bizim için kıymetli isimler.” “Son zamanlarda CHP’li belediyelere yönelik bu tür yöntemlerin yerleşik bir uygulamaya dönüşmesi, soruşturmanın tarafsızlığı ve akıbeti bakımından düşündürücüdür.” Tepkiler ne oldu? CHP, sabahın erken saatlerinde yapılan gözaltıları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmalara benzeterek tepki gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan da gözaltının “hukuki bir zorunluluk değil, açık bir siyasi tercih” olduğunu, gözaltıların “talimatla hareket eden bir yargı düzeninin ürünü” olduğunu savundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel, “Şafak operasyonları bitmiyor. İfadeye çağrılsa gidip ifade verebilecek konumdaki insanlara itibar suikastı yapılıyor” dedi. DEM Parti sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla operasyonu kınadı: “Daha önce benzeri operasyonlara defalarca maruz kalmış bir siyasi parti olarak, bu operasyonların hukuki olmadığını en iyi biz biliyoruz.” “Temiz bir siyaset ve yerel yönetim anlayışını sonuna kadar” desteklediğini söyleyen DEM Parti, “muhalefeti bastırmaya ve dizayn etmeye yönelik her türlü yaklaşımın da karşısında” olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Haziran’da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, CHP belediyelerine yönelik soruşturmalarla ilgili, “Durumlar, hiç iyi değil. Yolsuzluk, usulsüzlük, haraç ve rüşvet almış başını gidiyor” demişti. Erdoğan, “İşte son zamanlarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ortaya koyduğu deliller, belgeler hepsi ortada. Sadece İstanbul değil, başka illerde de ne yazık ki durum felaket” ifadesini kullanmıştı. Tunç Soyer kimdir? Tunç Soyer’in kişisel internet sitesinde yer alan bilgilere göre 1959’da Ankara’da dünyaya geldi. Çocukluğundan itibaren İzmir’de yaşayan Soyer, Bornova Anadolu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bu süreçte Türk Haberler Ajansı’nda muhabirlik yaptı. Soyer daha sonra İsviçre’deki Webster College’da Uluslararası İlişkiler ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Avrupa Birliği alanlarında yüksek lisans yaptı. Soyer 2009’da Seferihisar Belediye Başkanı seçildi ve iki dönem bu görevi yürüttü. O dönem Citta Slow (Sakin Şehir) hareketinin önce Seferihisar’da ardından Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta uygulanması için çalışmalar yürüttü. Soyer, 2013’te İtalya merkezli Dünya Sakin Şehirler Birliği’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. 2019’da oyların yüzde 58’ini alarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. CHP’li siyasetçi bu görevini bir dönem sürdürdü. Evli ve iki çocuk sahibi olan eski İzmir belediye başkanı, 2023’te Avrupa Konseyi Bölgeler Meclisi Başkanı seçildi.

02/07/2025

Dünya UFO Günü: Yanıt bulmaya her zamankinden daha yakın olabilir miyiz?

Şubat 1977’de Galler’deki Pembrokeshire bölgesinde yağmurlu bir gündü. Broad Haven İlkokulu’nun öğrencileri, dışarıda UFO (Tanımlanamayan Uçan Nesne) gördüklerini iddia etti. O zamanlar 10 yaşındaki David Davies, arkadaşlarının gün boyunca “okul müdürünü garip bir şeyler olduğu konusunda uyarmaya çalıştığını” hatırladığını söylüyor. Davies gördüklerinin mantıklı bir açıklaması olduğundan emindi. “Amacım çıkıp, yanıldıklarını kanıtlamaktı” diyor. Fakat neler olduğuna yakından bakmak için dışarı çıktığında “gümüş rengi, puro şeklinde, bir otobüs büyüklüğünde, üst tarafı kubbeli bir nesne gördüğünü ve tepesinde yanıp sönen kırmızı bir ışık olduğunu” anlatıyor. Nesneyi 10 saniye civarı gördüğünü söyleyen Davies “Büyük bir kaçma arzusu hissettim” diyor. Galler’deki bu olay, BBC’nin Paranormal adlı programında ele alınmıştı. Dünya dışı yaşam iddiaları sıklıkla gündeme gelen bir fenomen. BBC’ye konuşan bir uzay ve havacılık uzmanı da herkesin cebinde akıllı telefonlar olması ve pek çok kişinin hava trafiğini izleyen uygulamalar kullanması sayesinde “bilinen ve bilinmeyenleri takip edebilmek için çok daha güçlü bir konumda olduğumuzu” söylüyor. Peki, neden UFO gördüğümüzü düşündüğümüze dair bir açıklama var mı ve bunlar araştırılmalı mı? ‘Çok sayıda UFO avı’ UFO’lar, 1947’de ABD’nin New Mexico eyaletinde dünya dışı yaşam görüldüğü iddialarından bu yana dikkatimizi çekiyor. Üç yıl sonra Uçan Daire filmi gösterime girdi ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Uzay Yarışı 1950’lerde hız kazandı. Dünya dışı yaşam hikayeleri, 1982’de Steven Spielberg’ün Oscar kazanan E.T.’sinden, 1993’te yayınlanmaya başlayan X Files’a kadar ilerleyen yıllarda da popüler kültürü etkiledi. Buckinghamshire New University’nin sosyal bilimler fakültesi dekanı Dr. Ciaran O’Keeffe, 1980’li yıllarda UFO gözlemlemeye ilginin zirve yaptığını ve bunun da “çok sayıda UFO avıyla” sonuçlandığını söylüyor. Küresel medya, UFO iddialarına yer verdi ve örneğin Broad Haven İlkokulu’ndaki iddialar Yeni Zelanda’da bile duyuldu. Broad Haven olayı 1977’de Dyfed Üçgeni diye anılan bölgedeki dünya dışı yaşam görme iddialarından biriydi. Geçmişte bunları açıklamak için bazı teoriler gündeme geldi. Bu teorilere “şaka yapılmış olma” ihtimali de dahildi. Broad Haven’daki gibi UFO görme olayları büyük bir ilgi görürken, Dr. O’Keefe makul bir açıklaması olabileceği görüşünde: “Görgü tanığı ifadeleri yanlışlara açıktır. Bir görgü tanığının sorgulanması, hafızadaki olayın önemli ölçüde değişmesine yol açabilir. Özellikle de tanığın sorgusu kötü yapılmışsa. Örneğin yönlendirici sorular ve bir olayın medyadaki işlenişi bile hafızayı yanıltıcı unsurlar olabilir.” Fakat Broad Haven İlkokulu’ndaki olayda tek bir görgü tanığı yoktu. Bir grup öğrenci UFO gördüğünü söylüyordu. Dr. O’Keeffe bu gibi kitlesel UFO görme olaylarında “bulaşma ve gruba uyumun” etkili olabileceğini belirtiyor. “Buradaki bulaşma, düşüncelerin, duyguların ve davranışların bir grup insan arasında yayılması” diyor. Ancak Davies, çocukların gördükleri UFO’yu çizdikleri resimlerin aşağı yukarı aynı olmasına dikkat çekiyor. Bunun, yaşananların psikolojik açıklamasını “devre dışı bırakabileceğini” söylüyor. Davies, olaydan önce bilim kurguya büyük bir ilgisi olmadığını, fakat daha sonraki yıllarda neler olduğunu anlayabilmek için kitaplara ve araştırma dokümanlarına binlerce sterlin harcadığını belirtiyor. ‘Her zaman duyurulmaz’ Paranormal programına konuşan uzay ve havacılık mühendisi Dr. Ryan Marks, UFO görme iddialarının hava trafiğiyle de açıklanabileceğini söylüyor. Özellikle de hava alanlarının olduğu, şehirleşmiş yerlerde. İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri Müzesi’ne göre 1970-1990 arasında Güney Galler’de beş havaalanı vardı ve biri de füze deneme alanı olarak kullanılıyordu. Dr. Marks “Sürekli hava trafiği vardı ve tabii ki son 40 yılda daha da arttı” diyor. Bölgede her zaman belli bir seviyede askeri faaliyet vardı ve hepsi de kamuoyuna açıklanmıyordu. Örneğin Mart 2024’teki ABD hükümetinin raporuna göre ülkede 1950 ve 60’lardaki UFO görme olaylarının ileri casus uçakları ve uzay teknolojisi testlerinden kaynaklandığı sonucuna varıldı. Dr. Marks 1970’lerin ortalarından 1980’lerin ilk yıllarına kadar İngiltere’de de sıcak hava balonları ve uçak denemeleri yapıldığını, bunların bazılarının da “UFO tasvirlerine benzediğini” anlatıyor. Fakat bunların hangarların dışına çıkmayan “küçük boyutlu” denemeler olduğunu da vurguluyor. Dr. Marks “bedava indirilen uygulamalarla hava trafiğinin çoğunlukla kaydedildiğini ve uçakların kolayca tespit edilebildiğini” ifade ediyor. Bu “dijital ayak izinin” de gökyüzünde olup bitenlerin izlenebilmesini çok daha kolay bir hale getirdiğini kaydediyor. Davies ise UFO gördüğünden hala emin. “UFO’lara inanmak saçmalık olarak görülebiliyor” diyor. İngiltere Savunma Bakanlığı 2009’da UFO masasını, herhangi bir savunma amacına hizmet etmediği ve personelin daha değerli savunma amaçlı görevlere tayin edilmesi gerektiği gerekçeleriyle kapatmıştı. Bir Bakanlık Sözcüsü de “Son 50 yılda, bize yapılan dünya dışı zeka, tanımlanamayan uçan nesne ya da tanımlanamayan hava olayı ihbarlarının hiçbiri İngiltere’ye yönelik herhangi bir askeri tehdit varlığına işaret etmedi” diye eklemişti.

02/07/2025

ABD kaynakları İran’ın Hürmüz Boğazı’na mayın döşemek için hazırlık yaptığını söylüyor

İki ABD’li yetkiliye göre İran ordusu geçen ay Basra Körfezi’ndeki gemilere deniz mayınları yükledi ve bu hareket Washington’da İsrail’in İran’daki mevzileri vurmasının ardından Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altına almaya hazırlandığı yönündeki endişeleri arttırdı. Hassas istihbarat konularını tartışmak için isimlerinin açıklanmasını istemeyen yetkililer, ABD istihbaratı tarafından tespit edilen ve daha önce bildirilmeyen hazırlıkların, İsrail’in 13 Haziran’da İran’a yönelik ilk füze saldırısını başlatmasından bir süre sonra gerçekleştiğini söyledi. Boğazda konuşlandırılmamış olan mayınların yüklenmesi, Tahran’ın dünyanın en işlek nakliye yollarından birini kapatma konusunda ciddi olabileceğini düşündürmektedir ki bu zaten sarmal haldeki bir çatışmayı tırmandıracak ve küresel ticareti ciddi şekilde sekteye uğratacak bir harekettir. Küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir ve bir tıkanıklık muhtemelen dünya enerji fiyatlarını yükseltecektir. Küresel gösterge petrol fiyatları, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini vurmasından bu yana, kısmen çatışmanın petrol ticaretinde önemli aksamalara yol açmamasının verdiği rahatlamayla %10’dan fazla düştü. 22 Haziran’da, ABD’nin Tahran’ın nükleer programını sekteye uğratmak amacıyla İran’ın üç önemli nükleer tesisini bombalamasından kısa bir süre sonra, İran parlamentosunun boğazı kapatmaya yönelik bir önlemi desteklediği bildirildi. İran’ın Press TV kanalı, bu kararın bağlayıcı olmadığını ve kapatma konusunda nihai kararın İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ne ait olduğunu söyledi. İran yıllar boyunca boğazı kapatmakla tehdit etmiş ancak bu tehdidini hiçbir zaman yerine getirmemişti. Reuters, İsrail-İran hava savaşı sırasında Tahran’ın mayınları tam olarak ne zaman yüklediğini belirleyemedi; bu mayınlar yerleştirilseydi gemilerin bu önemli geçiş yolundan geçmesi fiilen engellenmiş olacaktı. Mayınların o zamandan beri boşaltılıp boşaltılmadığı da belli değil. Kaynaklar ABD’nin mayınların İran gemilerine yerleştirildiğini nasıl tespit ettiğini açıklamadı ancak bu tür istihbarat genellikle uydu görüntüleri, gizli insan kaynakları ya da her iki yöntemin bir kombinasyonu yoluyla toplanır. İran’ın hazırlıkları hakkında yorum yapması istenen bir Beyaz Saray yetkilisi şunları söyledi: “Başkan’ın Gece Yarısı Çekiç Operasyonu’nu zekice yürütmesi, Husilere karşı başarılı kampanyası ve maksimum baskı kampanyası sayesinde Hürmüz Boğazı açık kaldı, seyrüsefer özgürlüğü yeniden sağlandı ve İran önemli ölçüde zayıflatıldı.” Pentagon yorum talebine hemen yanıt vermedi. Birleşmiş Milletler’deki İran misyonu da yorum taleplerine yanıt vermedi. İki yetkili, ABD hükümetinin mayınların yüklenmesinin bir hile olduğu ihtimalini göz ardı etmediğini söyledi. Yetkililer, İranlıların mayınları Washington’u Tahran’ın boğazı kapatma konusunda ciddi olduğuna ikna etmek için, ancak bunu yapma niyetinde olmadan hazırlamış olabileceklerini söyledi. İran ordusu, İran liderlerinin emir vermesi durumunda gerekli hazırlıkları yapıyor da olabilir. Hürmüz Boğazı Umman ve İran arasında yer almakta ve Basra Körfezi’ni güneydeki Umman Körfezi ve ötesindeki Umman Denizi’ne bağlamaktadır. En dar noktasında 21 mil (34 km) genişliğindedir ve her iki yönde de sadece 2 mil genişliğinde nakliye şeridi vardır. OPEC üyeleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Irak, ham petrollerinin çoğunu boğaz üzerinden, çoğunlukla Asya’ya ihraç etmektedir. Dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçıları arasında yer alan Katar, LNG’sinin neredeyse tamamını boğazdan gönderiyor. İran da ham petrolünün büyük bir kısmını boğazdan ihraç ediyor ve bu da teoride Tahran’ın boğazı kapatma isteğini sınırlıyor. Ancak Tahran yine de gerekli gördüğü takdirde bunu yapabileceğinden emin olmak için önemli kaynaklar ayırdı. ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın tahminlerine göre 2019 yılı itibariyle İran’ın elinde, küçük ve yüksek hızlı tekneler yardımıyla hızla yerleştirilebilecek 5.000’den fazla deniz mayını bulunuyordu. İran’ın aldığı önlemler Bahreyn’de bulunan ABD Beşinci Filosu bölgedeki ticareti korumakla görevlidir. ABD Donanması Bahreyn’de genellikle dört adet mayın karşı tedbir gemisi ya da MCM gemisi bulundurmaktaydı, ancak bu gemilerin yerini mayın karşıtı yeteneklere de sahip olan ve kıyı muharebe gemisi ya da LCS olarak adlandırılan başka bir gemi türü alıyor. ABD’nin İran’ı vurmasından önceki günlerde Beşinci Filo karargâhına yönelik olası bir misilleme saldırısı beklentisiyle tüm mayın önleme gemileri geçici olarak Bahreyn’den çıkarılmıştı. Nihayetinde İran’ın ani misillemesi yakınlardaki Katar’da bulunan bir ABD askeri üssüne füze saldırısı düzenlemekle sınırlı kaldı. Ancak ABD’li yetkililer İran’ın başka misilleme önlemleri alabileceğini göz ardı etmedi.

02/07/2025

Trump, İsrail’in 60 günlük Gazze ateşkesi için koşulları kabul ettiğini söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Gazze’de 60 günlük bir ateşkesi tamamlamak için “gerekli koşulları” kabul ettiğini söyledi. Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, önerilen ateşkes süresince ABD’nin “savaşı sona erdirmek için tüm taraflarla birlikte çalışacağını” söyledi. “Barışın sağlanmasına yardımcı olmak için çok sıkı çalışan Katarlılar ve Mısırlılar bu son öneriyi sunacaklar. Umarım… Hamas bu Anlaşmayı kabul eder, çünkü daha iyiye gitmeyecek – SADECE DAHA KÖTÜ OLACAK,” diye yazdı Trump. İsrail anlaşma koşullarını kabul ettiğini teyit etmedi ve Hamas’tan da hemen bir yorum gelmedi. Trump’ın açıklaması, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile önümüzdeki hafta yapılması planlanan ve ABD başkanının “çok sert” olacağını söylediği görüşmeden önce geldi. ABD Başkanı Salı günü yaptığı açıklamada Netanyahu’nun Gazze’deki çatışmaları sona erdirmek istediğine inandığını söyledi. “Bunu istiyor. Size bunu istediğini söyleyebilirim. Önümüzdeki hafta bir anlaşma yapacağımızı düşünüyorum,” diye ekledi Trump. Salı günü İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer Washington’da ABD’nin Orta Doğu özel temsilcisi Steve Witkoff, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüşecekti. Daha önce İsrail’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in ateşkese “kesinlikle” hazır olduğunu söyledi. BBC News kanalına konuşan Danon, Hamas’ın “sert oynadığını” söyledi. Danon, “Hamas’a baskı yapıyoruz ve eğer masaya gelmezlerse rehineleri geri getirmek için tek seçeneğimiz daha fazla askeri baskı uygulamak olacak” dedi. “Rehineler evlerine döndüğünde savaş da sona erecek” diye ekledi. Gazze’de halen 50 civarında İsrailli rehine bulunuyor ve bunların en az 20’sinin hayatta olduğuna inanılıyor. Geçtiğimiz hafta üst düzey bir Hamas yetkilisi BBC’ye yaptığı açıklamada arabulucuların Gazze’de yeni bir ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşması için çabalarını arttırdığını ancak İsrail ile müzakerelerin durduğunu söyledi. İsrail çatışmanın ancak Hamas’ın tamamen tasfiye edilmesiyle sona erebileceğini söylüyor. Hamas uzun zamandır kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi çağrısında bulunuyor. Trump’ın yorumları, İsrail’in artan askeri harekât öncesinde Gazze’nin kuzeyinde tahliye emri vermesinden kısa bir süre sonra geldi. Sağlık görevlileri ve görgü tanıklarına göre İsrail’in Pazartesi günü Gazze’de deniz kıyısındaki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 20 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü saldırının ardından Gazze’de askeri harekât başlattı. Bölgenin Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığına göre o tarihten bu yana Gazze’de en az 56.647 kişi öldürüldü. İsrail ordusu bu hafta ayrıca ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) tarafından işletilen Gazze’deki yardım dağıtım merkezlerine yaklaşan sivillerin “zarar gördüğüne” dair raporları incelediğini söyledi. 170’ten fazla hayır kuruluşu ve diğer STK’lar tartışmalı grubun kapatılması çağrısında bulundu. Oxfam ve Save the Children gibi kuruluşlar İsrail güçlerinin yardım isteyen Filistinlilere “rutin olarak” ateş açtığını söylüyor. İsrail bu suçlamayı reddediyor ve örgütün Hamas’ın yardım dağıtımına müdahalesini engellemek için gerekli olduğunu söylüyor. Mart ayında, İsrail’in Gazze’ye yeni saldırılar başlatmasıyla bir önceki ateşkes anlaşması çöktü. İsrail ordusu bu eylemi “Hamas’ın terör saldırıları düzenlemeye, güç toplamaya ve yeniden silahlanmaya hazır olmasına dayanan önleyici saldırılar” olarak tanımladı. İsrail ile Hamas arasında 19 Ocak’ta başlayan bir önceki ateşkes anlaşması üç aşamalı olarak düzenlenmiş ancak ilk aşamayı geçememişti. İkinci aşama kalıcı bir ateşkes sağlanmasını, İsrail’de tutuklu bulunan Filistinlilere karşılık Gazze’de kalan rehinelerin geri verilmesini ve İsrail güçlerinin Gazze’den tamamen çekilmesini içeriyordu.

01/07/2025

YANGIN VAR

HER YER GRİ … Gökyüzü, parlak mavilerdeyken; bahar tadında bir rüzgâr üful üful eserken, birden griye boyanan bulutlar yoktu bahar ayında. Yaz geldi, “hoş geldi” derken ateş çemberiyle çevrilmiş orman yangınları; İzmir’imizin çok ilçesini kızıla boyamış insafsızca.  Ormanlarımızda cayır cayır yanan ağaçların çığlığı yüreklerimi dağlıyor.  Orman içerisinde yaşayan canlı hayvanların çığlık çığlığa can vermeleri iç acımızda, isyanlarımızda… Yerleşim yerlerine inen ormanlarımızda başlayan yangınlarda can pazarında olan çevre sakinlerinin canhıraş koşturmaları, krediyle zar zor aldıkları evlerin yanıp kül olması ayrı bir acı… Yaz aylarında özellikle İzmir kıyı şeridindeki yerleşim yerlerine yakın ormanlarda neden yangınlar çıkıyor hem de arka arkaya!  Hangi dikkatsiz, hangi acımasız yaratıklar çıkartıyor yangınları bilmem ama “bu kadar da olmaz ki” dedirtiyor insana… O herkimseler bilmezler mi ormanın hayat hatta birçok hayatlarla bezenmiş olduğunu?  Bile isteye ve dikkatsizce her kim sebep olduysa bu acımasızlığın vebalini ödesinler tez zamanda…  GÜNDEM HEP YOĞUN… “Toplumlarının paradigması bilgidir” demektedir kuramcı D.Bell.  Ama nasıl bilgi? Kirli veya gelişigüzel bilgi mi? Bilişsel psikolojiyle öğrenilmiş bilgi mi?  Sosyal medya platformlarında herkesin malumatı-furuş kesildiği güya bilgiler sin-silesi mi? Maalesef bazı kişiler, fırsat bu fırsattan faydalanarak, gövde gösterisi yapmak için sosyal medyayı mı kullanmıyor değil hani! Oysa bilgi gerçektir, ispatlıdır ve bilimseldir. Bundan mağda kuramcı Bacon der ki; Bilgi güçtür.  Ama ve lakin eksik bilgilerle ortalıkta cirit atan yarı aydınları bilgi mücevheri gibi TV’lerde, sosyal medyada boy gösteriyorlar.  Bu bağlamda; toplumu şekillendiren unsurlar nelerdir onlara bakmak elzem olmuştur artık. Kollektif bilinçte ise Drukheim, kolektif bilinci savunur. Zira toplumu şekillendiren unsurlar çoklukla gözlemleme yoluyla yapılır.  Kuramcı Bandura’da gözlem yoluyla öğrenme kuramını savunmuştur.  Gözlemleyerek öğrenme: Dikkat yöneltme, anımsama, davranış sergileme güdülenmedir. Onun için toplumda kabul görmüş, şarkıcı, sanatçı ya da tanınmış kişilerin gençlere örnek olacak davranışlarına dikkat etmeleri gerekiyor. Kaldı ki, İnstagram da vur patlasın çal oynayanların, bir avuç tuzu kuruların size ne katkısı ve ne faydası var birileri söylesin Allah aşkına…  Bırakın artık  şu vakit kayıplarını ve bilginin okullarda, bilimsel çalışmaların yapıldığı üniversitelerde olduğunu anlayın. Aksi takdirde bilgi bilgi olmaz, model olanların bilişsel süreçten faydalanarak yaptıkları kendilerine yaptıkları yatırım olur çıkar. E… Üne ün katmak ta egonun “ben duygusu” işi değil mi ama? HAYAT PAHALLIĞI Varlığın konusuna ilişkin olmazsa olmazımız hayatımızı idame ettirecek işimizdir. Eskilerin değimiyle “İşim, aşım, evim” saptamaları son derece yerindedir.   İş olmazsa aş bile olmaz değil ki ev… Determinist bir yaklaşımla yaşa ve gör savı da anlamlanır bu bakış açısıyla. Biz buna algıda seçicilik diyoruz.  Bundan mağda psikolog ve kuramcı Abraham Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramit’inde” birincil ihtiyaçları dört temel ihtiyaç olarak açıklamıştır. Bunlar: -Beslenme, barınma, giyim, sağlık olarak açıklamıştır. Bu ihtiyaçlarını gidermiş kişiler de ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramit’inin’ en tepesindeki; İnsanın kendini gerçekleştirme ihtiyacıdır. Bizde sıra oralara geldi mi bilmem ama sosyal hayatın da insanın gelişmesi için olan bir zarureti var olmalı… Ama sanal değil… Yüz yüze…Göz göze… el ele… gönül gönülle… Eskiler ne derdi… İnsan insanın zehrini alır… İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar… Onun için önce konuşacağız, birbirimizi germeden… İnsan olmanın gerekliliğinde …  Son söz: Bu sayfadan gazete-okyanus ailesinin hayırlı-uğurlu olmasını diler; genç yaşında gazetecilik yapan ve bunun için yıllardır çabalayan Kerem Yeğinboy’a ve anneannesi, Esin  Gögen Üçer’e kültürün sanatın ortasında var Esin Gögen olan iyi kim olmuş ve beni her daim destekleyen ablalığına ve biz bir aileyiz olgusundaki gerçekçiliğe sonsuz teşekkürler ederim.   Kerem’in annesi gazeteci- yazar ve bu meşakkatli yolu  iyi bilen  Ayşem Kalyoncu Üçer’e de teşekkürlerimi iletiyorum…