
MANTIK VE KOLLEKTİF BİLİNÇ
Mantık nedir ve ne değildir: Mantığı süslü kelamlar yapmadan tanımlarsak; MANTIK: Bilinenden öte bilinmeyenin bilgisine ulaşmamızı sağlayan, zihnimizi hatalardan koruyan ve doğru düşünmeyi yanlış düşünmeden ayıran kurallar bütünüdür. Salt felsefi bir disiplin olmanın ötesinde, her türlü bilimsel ve günlük düşünsel faaliyetimizin temelini oluşturur. Bu bağlamda mantık, aklın duyuşsal ve bilişsel yönüne yön veren aklın danışanıdır. Mantığın öncüsü Aristoteles, özne yüklem denemeleriyle, diyalektiği, tanımlamalarıyla Öklid, Zenon damgasını vurukken, Mega ve Stoa Mantığının Kurucusu Öklid, Zenon gibi birçok mantık ve felsefe düşünürleri olmuştur. Bundan mağda Müslüman düşünürlerin mantık konusunda yaptıkları açıklamalar, Aristo mantığıyla uyuşmakta ve peş-peşe dünya sahnesinde yerlerini almaktadırlar. Orta Çağ’a damga vuran Müslüman mantıkçılardan ve Bağdat Okulunun ilk temsilcisi Farabi’nin açıklamaları Aristoteles’in mantık ve akıl yürütmelerinle eşdeğerdir. Yine Müslüman bir mantıkçı olan İbni Sina’nın günümüze dek gelen mantık açıklamalarının tümellerin değişmezliği bildirmektedir. Mantık bir bakıma akıl yürütme kavramıyla pekişir. Üstelik mantık, günümüze değin gelişerek, “fi” tarihlerindeki zamanlardan bu zamana insanlık için kafa yormuştur. Dolayısıyla bilimin ışığıyla buluşmuştur. Pozitif bilimlerin eşliğinde 21.yüzyıl dahil yukarıda saydığımız mantıkçı ve filozoflardan faydalanılmaktadır. Günümüzde mantık ne alemde biliyor muyuz? Bir anlamda “aklım havsalam almıyor”, “mantığım bu doğru” diyerek, hayatın içindeki gerçekleri analiz ederken hangi gerçeklerden yola çıkıyoruz?” sorusunu soralım aklın akıl defterine. Toplum Sosyolojisini etkileyen ve mantıksız olan her ne varsa televizyonların başına tünemiş insanların saçma- sapan dizilerle avutan bir avuç senaryo ya da yapımın ya da oyuncunun alkışçısı mı olalım? Aile ve eğilim kavramını unutmadan dizilerle değil; kitaplarla, bilimle beslenelim. Çünkü geleceğimiz olan çocuklarımız, gençlerimiz vurdulu-kırdılı dizilerden, ister istemez etkileniyorlar. Onun içindir ki, toplumsal ahlak normlarımızı toplumsal bilinçle yaşatalım. Üstüne üstlük sosyal medyaya tadanmış para kazanma endeksli, ün-şan meraklılarını görmezden gelelim ki genç ve çocuklarımızda bu bencilce yapılan açıklığın tavan yaptığı güya sanat olan paylaşımları görüp, “aaa bu da ünlü biri demek ki ünlü ve paralı olmak böyle bir şey” diye göze batırılan algının önemsizliğini görebilsinler”. Yeme içme resimleri, güzellik yarışındaki kadınlar, güya sanatçılar toplumun geleceği değiller çünkü. Mantık çerçevesinden geçmeyen her olgu bilimle karşılaştırılamaz bu konuda net görüşler mevcuttur. Amaaa ve lakin, güzellik unsuru sayılan kadının metalaştırılması da Kollektif Bilince yerleşmiş vaziyette. Hayatın algoritması (yolu) nerede diye sormadan geçemiyor insan. Dolayısıyla bilinç, bilinç- dışı ve iç benlik psikolojisiyle görsel olanda Kollektif Bilinci oluşturuyor… Toplumsal olayların gelişimine katkı koyan medya ve sosyal medya gerçeği yadsınamaz. Onun içindir ki, algıda seçiciliğin yeri belirlenmiş ve kıymetlidir. Ama ve lakin medya ve sosyal medyadan her olayı farklı algılayanlar var. Biz buna “çok seslilik” diyebiliriz.” Gelgelelim işin aslı bu çok sesliliği Kollektif Bilinç ile çoğaltarak müspet- ya da menfi yönde etkilemektedir. Çok zaman kötü örnek, gösteriş ve ben merkezli paylaşımlarla var olmaya çalışanların topluma iyi örnek olmadığı “su götürmez bir gerçek” olarak karşımıza çıkıyor. Onun için de sanatçı duyarlılığıyla bu hal ve gidişe örnek alınacaklar listesinin en başında olan “benim de ben..” egosundan vazgeçmek zorundayız. Kollektif Bilinçte daha bir paylaşımcı daha bir insancıl yaklaşımlarda olmamız gerektiği gün ışığı gibi aşikâr. Aklın yolu birdir ve aklın akıl hocası mantık olduğuna göre, mantık süzgecinden geçen ve bireyle başlayan, topluma sirayet eden davranışlara geçit veren paylaşımlara dikkat etmekte fayda var. Zira günahsız insanlar salt Müslüman oldukları için öldürülüyorlar. Bu bağlamda, Kollektif Bilinç oluşumu son derece önemlidir. İnsan yanımızla; mantık, vicdan duygularımızla biz olalım. İnsani duygularımızı kaybetmeden; çocuklar ölürken, kadınlar katledilirken “vur patlasın, çal oynasın” diye reklamını yapan şarkıcılara daha çok ün-şan ve para kazanma yolu açmayalım ve çocuklarımıza, gençlerimize örnek olacak üst-baş giyim-kuşamlarını modernlik diye algılatmayalım. Gazze’deki masum çocukların, kadınların, erkeklerin çaresizliğini, onlara yapılan zulmü ve öldürülen tüm masumların vebaline girenleri konuşalım ve yüreğimizi ezen bu katliamlara insan olmanın gerekliliğindedir. Hiçbir mantığı onaylamayan bu mezalimlere toplum biliciyle, kültürümüze yakışan hallerimizi ananelerimizi hatırlayalım ve değerlerimizle sahip çıkalım. Şadıman Şenbalkan









