20/10/2025

MANTIK VE KOLLEKTİF BİLİNÇ

Mantık nedir ve ne değildir: Mantığı süslü kelamlar yapmadan tanımlarsak; MANTIK: Bilinenden öte   bilinmeyenin   bilgisine ulaşmamızı sağlayan, zihnimizi hatalardan koruyan ve doğru düşünmeyi yanlış düşünmeden ayıran kurallar bütünüdür. Salt felsefi bir disiplin olmanın ötesinde, her türlü bilimsel ve günlük düşünsel faaliyetimizin temelini oluşturur.  Bu bağlamda mantık, aklın duyuşsal ve bilişsel yönüne yön veren aklın danışanıdır. Mantığın öncüsü Aristoteles, özne yüklem denemeleriyle, diyalektiği, tanımlamalarıyla Öklid, Zenon damgasını vurukken, Mega ve Stoa Mantığının Kurucusu Öklid, Zenon gibi birçok mantık ve felsefe düşünürleri olmuştur.  Bundan mağda Müslüman düşünürlerin mantık konusunda yaptıkları açıklamalar, Aristo mantığıyla uyuşmakta ve peş-peşe dünya sahnesinde yerlerini almaktadırlar. Orta Çağ’a damga vuran Müslüman mantıkçılardan ve Bağdat Okulunun ilk temsilcisi Farabi’nin açıklamaları Aristoteles’in mantık ve akıl yürütmelerinle eşdeğerdir.    Yine Müslüman bir mantıkçı olan   İbni Sina’nın günümüze dek gelen mantık açıklamalarının tümellerin değişmezliği bildirmektedir. Mantık bir bakıma akıl yürütme kavramıyla pekişir. Üstelik mantık, günümüze değin gelişerek,  “fi” tarihlerindeki zamanlardan bu zamana insanlık için kafa yormuştur. Dolayısıyla bilimin ışığıyla buluşmuştur.   Pozitif bilimlerin eşliğinde 21.yüzyıl dahil yukarıda saydığımız mantıkçı ve filozoflardan faydalanılmaktadır. Günümüzde mantık ne alemde biliyor muyuz? Bir anlamda “aklım havsalam almıyor”,  “mantığım bu doğru” diyerek, hayatın içindeki gerçekleri analiz ederken hangi  gerçeklerden yola çıkıyoruz?” sorusunu soralım aklın akıl defterine. Toplum Sosyolojisini etkileyen ve   mantıksız  olan her ne varsa televizyonların başına tünemiş insanların saçma- sapan dizilerle  avutan bir avuç senaryo ya da yapımın ya da oyuncunun alkışçısı mı olalım?  Aile ve eğilim kavramını unutmadan dizilerle değil; kitaplarla, bilimle beslenelim. Çünkü geleceğimiz olan çocuklarımız, gençlerimiz vurdulu-kırdılı dizilerden, ister istemez etkileniyorlar. Onun içindir ki, toplumsal ahlak normlarımızı toplumsal bilinçle yaşatalım.  Üstüne  üstlük sosyal medyaya tadanmış para kazanma endeksli, ün-şan meraklılarını görmezden gelelim ki genç ve çocuklarımızda bu bencilce yapılan açıklığın tavan yaptığı  güya sanat olan paylaşımları görüp, “aaa bu da ünlü biri demek ki ünlü ve paralı olmak böyle bir şey” diye göze batırılan algının önemsizliğini görebilsinler”.  Yeme içme resimleri, güzellik yarışındaki kadınlar,  güya sanatçılar toplumun geleceği değiller   çünkü. Mantık çerçevesinden geçmeyen her olgu bilimle karşılaştırılamaz bu konuda net görüşler  mevcuttur. Amaaa ve lakin, güzellik unsuru sayılan kadının metalaştırılması da Kollektif Bilince  yerleşmiş vaziyette. Hayatın algoritması (yolu) nerede diye sormadan geçemiyor insan. Dolayısıyla bilinç, bilinç- dışı ve iç benlik  psikolojisiyle görsel olanda Kollektif Bilinci oluşturuyor… Toplumsal olayların  gelişimine katkı koyan medya ve sosyal medya gerçeği yadsınamaz.  Onun içindir ki, algıda seçiciliğin  yeri belirlenmiş ve kıymetlidir. Ama ve lakin  medya ve sosyal medyadan her olayı farklı algılayanlar var. Biz buna “çok seslilik” diyebiliriz.” Gelgelelim işin aslı bu çok sesliliği Kollektif Bilinç ile çoğaltarak müspet- ya da menfi yönde etkilemektedir. Çok zaman kötü örnek, gösteriş ve ben merkezli paylaşımlarla var olmaya çalışanların topluma iyi  örnek olmadığı  “su götürmez bir gerçek” olarak karşımıza çıkıyor.  Onun için de sanatçı duyarlılığıyla bu hal ve gidişe örnek alınacaklar   listesinin en başında olan “benim de ben..” egosundan vazgeçmek zorundayız. Kollektif Bilinçte daha bir paylaşımcı daha bir insancıl yaklaşımlarda olmamız gerektiği gün ışığı gibi aşikâr. Aklın yolu birdir ve aklın akıl hocası mantık olduğuna göre, mantık süzgecinden geçen  ve bireyle başlayan, topluma sirayet eden davranışlara geçit veren paylaşımlara dikkat etmekte fayda var. Zira günahsız insanlar salt Müslüman oldukları için öldürülüyorlar.  Bu bağlamda, Kollektif Bilinç oluşumu son derece önemlidir.  İnsan yanımızla; mantık, vicdan duygularımızla biz olalım.  İnsani duygularımızı kaybetmeden; çocuklar ölürken, kadınlar katledilirken “vur patlasın, çal oynasın” diye reklamını yapan şarkıcılara daha çok ün-şan ve para kazanma yolu açmayalım ve çocuklarımıza, gençlerimize örnek olacak üst-baş giyim-kuşamlarını modernlik diye algılatmayalım. Gazze’deki masum çocukların, kadınların, erkeklerin çaresizliğini, onlara yapılan zulmü ve öldürülen tüm masumların vebaline girenleri konuşalım ve yüreğimizi ezen bu katliamlara insan olmanın gerekliliğindedir.   Hiçbir mantığı onaylamayan bu mezalimlere toplum biliciyle,  kültürümüze yakışan hallerimizi ananelerimizi hatırlayalım ve değerlerimizle sahip çıkalım. Şadıman Şenbalkan

04/09/2025

Kuzey Kore lideri Kim, Rusya’ya tam destek sözü verdi ve Putin ile ortaklık konusunu görüştü

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ülkesinin “kardeşlik görevi” olarak Rusya ordusunu “tamamen destekleyeceğini” söyledi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke arasındaki bağları “özel” olarak nitelendirdi. Kim ve Putin, Çarşamba günü Pekin’de Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın resmi teslimiyetini kutlamak için düzenlediği törenin kenarında bir toplantı yaptı. İkili, Soğuk Savaş’ın ilk günlerinden bu yana üç ülkenin liderlerinin ilk kez bir araya geldiği devasa bir askeri geçit töreninde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in yanında yer aldı. Kim’in Pekin ziyareti, Putin ve Xi ile ilk kez bir araya gelme ve etkinliklere katılan iki düzineden fazla diğer ülke liderleriyle tanışma fırsatı sundu. Analistler, Çarşamba günü Xi ve Putin ile yaptığı bu benzeri görülmemiş buluşmayı, bu izole devletin lideri için önemli bir propaganda zaferi olarak görüyorlar. Devlet medyasında yayınlanan fotoğraflarda Kim, Putin ve Xi ile yan yana dururken veya yürürken gülümsüyordu ve devlet gazetesi Rodong Sinmun’un Perşembe baskısı büyük ölçüde Kim’in ziyaretine ayrılmıştı. KCNA, “Yoldaş Kim Jong Un ve Başkan Putin, önemli uluslararası ve bölgesel meseleler hakkında samimi görüş alışverişinde bulundular” dedi. KCNA, Putin’in Ukrayna’ya karşı savaşan Kuzey Koreli askerleri “büyük övgüyle” karşıladığını ve iki ülke arasındaki ilişkilerin “güven, dostluk ve ittifak üzerine kurulu özel ilişkiler” olduğunu söylediğini ekledi. Kuzey Kore, Moskova’nın Ukrayna’ya karşı savaşında destek olmak için Rusya’ya asker, topçu mühimmatı ve füzeler gönderdi. Güney Kore istihbarat teşkilatı bu hafta, Rusya için savaşmak üzere gönderilen yaklaşık 2.000 Kuzey Koreli askerin öldürüldüğünü tahmin etti. Kuzey Kore’nin 6.000 asker daha göndermeyi planladığı ve yaklaşık 1.000 savaşçının halihazırda Rusya’da bulunduğu düşünülüyor. KCNA’ya göre Kim ve Putin, uzun vadeli ortaklık planlarını ayrıntılı olarak görüştü ve ikili ilişkileri üst düzeye çıkarma konusundaki “kararlılıklarını” yeniden teyit etti. İkili konuşup odadan çıktıktan sonra, Kim’in personeli liderin dokunduğu bir sandalyeyi ve sehpayı temizlerken görüldü. Analistler, bunun diğer ülkelerin, dost ülkeler dahil, Kim’in sağlığı hakkında bilgi toplamaya çalışmasını önlemek için alınan bir dizi güvenlik önleminin parçası olduğunu söylüyor. Geçen yıl, iki lider, silahlı saldırı durumunda her iki tarafın da birbirine yardım etmesini öngören bir karşılıklı savunma anlaşması imzaladı.  

04/09/2025

Novartis’ten kanser tedavisinde çığır açabilecek çalışma

Geleneksel radyoterapiden farklı olarak, radyoligand tedavisi radyoaktif izotopları doğrudan tümör hücrelerine taşıyarak sağlıklı dokulara daha az zarar veriyor Doktorlar ve ilaç geliştiricileri, yeni bir hedefe yönelik radyoterapi türünün ilk sonuçlarını gördüklerinde şaşkınlığa uğradı. Klinik denemelerde bazı hastalarda, Novartis’in geliştirdiği radyoligand tedavisi yalnızca altı ayda vücuda yayılmış kanseri tamamen ortadan kaldırdı. Financial Times’ta yer alan habere göre New York’taki Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nden onkolog Michael Morris, sonuçları “inanılmaz” ve “daha önce hiç görülmemiş” olarak tanımladı. Morris’in yer aldığı ilk denemede, katılımcıların yaklaşık yüzde 9’unda taramalar temiz çıkarken, ikinci denemede bu oran yüzde 21’e yükseldi. CERN’den Novartis’e Novartis, on yıllardır kanser ilaçları geliştiriyor ancak radyoligand terapisinde öncülüğe, teknolojiye yaptığı satın almalarla ulaştı. 2017’de Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) bilim insanlarının kurduğu Advanced Accelerator Applications’ı satın aldı. 2018’de ise ABD’li biyoteknoloji şirketi Endocyte için 2,1 milyar dolarlık anlaşma yaptı. Radyoterapi normalde dışarıdan verilen ışınlarla kanser hücrelerini öldürüyor ancak sağlıklı dokular da zarar görüyor. Radyoligand tedavisi ise damar yoluyla veriliyor; radyoaktif izotoplar, kanser hücrelerinin reseptörlerine bağlanan ligandlarla birleşiyor. Böylece ışınlar yalnızca hedef hücrelere yönlendirilebiliyor. Onaylar peş peşe geldi Novartis’in AAA anlaşmasıyla elde ettiği ilk ilaç Lutathera, 2017’de bazı gastrointestinal kanserler için onay aldı. 2022’de ise prostat kanseri tedavisinde kullanılan Pluvicto, ABD’de onay aldı. Şirket daha sonra bu ilacı erken evre hastalarda da uygulamaya başladı. Novartis CEO’su Vas Narasimhan, 2021’de pazarın değerini 10 milyar dolar olarak öngörmüştü. Ancak bu yıl yaptığı açıklamada, tedavinin vaatlerini gerçekleştirmesi halinde pazarın 25-30 milyar dolar seviyesine çıkabileceğini söyledi. Lojistik zorluklar ve küresel rekabet Öte yandan umut verici tedavi ciddi lojistik sorunlar da barındırıyor. Radyoizotoplar nükleer reaktörlerde üretiliyor, ardından güvenle işlenip hastalara ulaştırılması gerekiyor. Novartis yıllarını bu engelleri aşmaya ayırdı. Ancak Lilly (ABD), AstraZeneca (İngiltere) ve Sanofi (Fransa) gibi devler de 2023 ve 2024’te radyoligand girişimlerini satın alarak rekabete girdi. Novartis’in yedi potansiyel radyoligand tedavisi şu anda 15 klinik çalışmada test ediliyor. Şirket akciğer, meme, pankreas ve kolon kanserleri için de araştırmalar yürütüyor. Kurşunla güçlendirilmiş laboratuvarlar Novartis’in Basel kampüsündeki ana radyoligand laboratuvarı, radyasyonun dışarı sızmaması için 40 ton kurşunla güçlendirildi. Burada çalışan bilim insanları, radyoaktif maruziyetlerini ölçmek için çift dozimetre kullanıyor. Araştırmalar, tümörlerde sık görülen genetik mutasyonları hedefleyen ilaçların geliştirilmesine odaklanıyor. Narasimhan konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Her kanser türü için benzersiz bir çözüm gerekiyor. İnsan vücudu tak-çalıştır bir sistem değil, her seferinde yeni bir sorun çözmelisiniz” dedi. Üretim, tedarik ve yapay zeka Novartis, radyoaktif izotop lutesyumun büyük bölümünü satın aldı. Alternatif olarak aktinyum üzerinde de çalışmalar yapılıyor. Ancak radyoaktif materyal üretildikten sonra, ilaç üç ila beş gün içinde hazırlanıp hastaya ulaştırılmak zorunda; aksi halde etkinliğini yitiriyor. Her flakon, hastanın tedavi tarihine özel hazırlanıyor. Daha önce Pluvicto için arz sıkıntısı yaşansa da, artık enjeksiyonların yüzde 99,5’i planlanan günde yapılabiliyor. Şirket, GPS ile izlenen flakonların dağıtımında yapay zekadan faydalanmaya başladı. Hastalar için yeni süreçler Radyoligand tedavisi, klasik radyoterapiden farklı olarak radyoaktif materyali hastanın vücudunda bırakıyor. Bu nedenle Almanya ve Japonya gibi ülkelerde hastalar, radyasyondan korunmuş odalarda gece boyunca izole ediliyor. Bazı ülkelerde ise hastaların idrarı, radyoaktivite tamamen yok olana kadar 70 gün boyunca saklanıyor. Vontobel portföy yöneticisi Carla Baenziger, hedefe yönelik tedavilerin kanserin geleceği olduğunu belirtti. Ancak bu alanın ana akım haline gelmesi için 10-15 yıl gerektiğini vurguladı.

03/09/2025

Ünlülerin milyon dolarlık emlak trafiği: Brad Pitt, 12 milyon dolara Hollywood Hills’te ev aldı

Hollywood’dan New York’a uzanan lüks gayrimenkul hareketliliği dikkat çekiyor. Brad Pitt, Jake Gyllenhaal, Naomi Osaka ve Robert Herjavec milyon dolarlık ev alım satımlarıyla gündeme gelirken, Shannen Doherty ile Gena Rowlands–John Cassavetes’in yıllardır yaşadığı ikonik evler de satışa çıktı Oscar ödüllü aktör Brad Pitt, Los Angeles’ın Hollywood Hills bölgesinde 12 milyon dolara bir ev satın alarak gayrimenkul portföyünü genişletti. Satıcılar, rock grubu The Killers’ın gitaristi Dave Keuning ve iç mimar eşi Emilie Keuning’di. Çift, evi 14 milyon dolara satışa çıkarmıştı. Aynı dönemde Pitt’in, hırsızlık yaşanan başka bir Los Angeles evini sattığı bildirildi. Pitt’in yeni satın aldığı, yenilenmiş İspanyol tarzı ev, özel Outpost Estates topluluğunda yer alıyor. Yaklaşık üçte bir dönümlük bir arsada kurulu olan evin büyüklüğü 8.385 metrekare. Altı yatak odası, sekiz banyosu ve serbest formda açık hava havuzu bulunuyor. Satıcı ve alıcı tarafını Carolwood Estates temsil etti. Jake Gyllenhaal’ın dairesi 14 milyon dolara satıldı Aktör Jake Gyllenhaal, New York’taki dairesini 14 milyon dolara satarak ciddi bir kâr elde etti. Gyllenhaal, Manhattan’daki loft tarzı bu daireyi 2017’de bir tröst aracılığıyla 8,6 milyon dolara almıştı. Yaklaşık 3.000 metrekare büyüklüğündeki dairede üç yatak odası ve 3,5 banyo bulunuyor. Alıcı anonim kaldı. Tribeca’daki 443 Greenwich St. adresindeki bu lüks komplekste daha önce Blake Lively-Ryan Reynolds çifti, Meg Ryan ve Harry Styles da yaşamıştı. Naomi Osaka evini Lachey çiftine sattı Dört büyük turnuva şampiyonluğu bulunan Japon tenis yıldızı Naomi Osaka, Los Angeles’taki evini üç yıl önce kendisine satan Nick ve Vanessa Lachey çiftine özel bir satışla geri devretti. Netflix dizisi Love Is Blind’ın sunucuları olan Lachey çifti, kısa süre önce Honolulu’dan taşınmıştı. Satış fiyatı 7,95 milyon dolar oldu. Tarzana semtinde bulunan ev, yaklaşık yarım dönümlük bir arsada yer alıyor. Beş yatak odalı ana evin yanı sıra bir havuz ve pickleball sahası bulunuyor. Osaka, evi 2022’de 6,3 milyon dolara almıştı. Satışta Compass’tan Amy Snider onu temsil etti. Geçtiğimiz yıl 53 yaşında kansere yenik düşen oyuncu Shannen Doherty’nin de uzun yıllar yaşadığı Malibu’daki evi 9,45 milyon dolara satışa çıktı. Doherty, bu mülkü 2004 yılında 2,56 milyon dolara almıştı. 3.410 metrekarelik çağdaş tarzda ana evde dört yatak odası ve 4,5 banyo bulunuyor. Bir dönümlük arazi ayrıca misafir evi, uzun havuz (lap pool) ve teraslı bahçelere sahip. Doherty’nin dostu olan Compass’tan Chris Cortazzo evi listeye aldı. Bölgede ünlü isimler de yaşamıştı Geçtiğimiz yıl 93 yaşında hayatını kaybeden aktris Gena Rowlands ile 1989’da ölen yönetmen John Cassavetes’in uzun yıllar yaşadığı Hollywood Hills evi, 1963’te çift tarafından satın alındığından beri ilk kez satışa çıktı. 1940’ta inşa edilen 4.305 metrekarelik ev, Celebrity Row olarak bilinen Woodrow Wilson Drive üzerinde, yaklaşık bir dönümlük araziye kurulmuş. Bu bölgede daha önce Natalie Wood, Frank Zappa ve Lady Gaga gibi ünlüler de yaşamıştı. Çift, üç çocuğunu bu beş yatak odalı, dört banyolu evde büyüttü. Cassavetes, Rowlands’ın başrolünde olduğu Love Streams filminin büyük bölümünü burada çekti. Evi Compass’tan Kate Blackwood ve Kristal Moffett satışa sundu. ‘Shark Tank’ yıldızı Robert Herjavec’de Manhattan’da Yatırımcı ve Shark Tank programının yıldızı Robert Herjavec, Manhattan’daki Billionaires’ Row bölgesinde bir başka daire almak için anlaşma yaptı. Satış fiyatı 22,5 milyon dolar olarak belirlendi. Yaklaşık 4.500 metrekarelik dairede dört yatak odası, dört tam banyo ve bir tuvalet bulunuyor. Herjavec ve eşi Kym Johnson, geçen yıl aynı bölgede yer alan 157 W. 57th St.’deki tüm katı kapsayan penthouse dairelerini 38,8 milyon dolara satmıştı. Çifti daireyi 31,9 milyon dolara almışlardı. Binanın satışlarını Sotheby’s International Realty’den Nikki Field ve ekibi yürütüyor. ‘The Cosby Show’ evi de satıldı 1980’lerin popüler dizisi The Cosby Show’da görülen ev 13,5 milyon dolara satıldı. Alıcı anonim kaldı. Binanın dış cephesi, Brooklyn’de yaşayan Huxtable ailesinin evi olarak kullanılmıştı. Ancak gerçek adres Manhattan’ın West Village semtinde, St. Lukes Place’te bulunuyor. Dört katlı tuğla ev 22 fit genişliğinde olup klasik bir merdivenli girişe sahip. Beş yatak odası ve altı banyosu bulunuyor.

03/09/2025

Activision ve Paramount anlaştı: Call of Duty beyaz perdeye geliyor

Tüm zamanların en çok satan video oyun serilerinden biri olan Call of Duty, oyun dünyasından beyaz perdeye adım atmaya hazırlanıyor. Oyunun yapımcısı Activision, filmin çekimleri için sinema stüdyosu Paramount ile dev bir anlaşma imzaladı 2003 yılında ilk kez piyasaya sürüldüğünden beri dünya genelinde milyonlarca oyuncunun vazgeçilmezi olan Call of Duty (COD), artık sinema salonlarında da hayranlarıyla buluşacak. Yayıncı Activision, seriyi “geniş küresel hayran kitlesini heyecanlandırmak üzere tasarlanmış” bir gişe rekorları kıran yapıma dönüştürmek için film stüdyosu Paramount ile bir anlaşma yaptığını duyurdu. Filmin olası senaryo detayları veya oyuncu kadrosu hakkında henüz bir açıklama yapılmadı. Ancak Paramount CEO’su David Ellison, “Bir Call of Duty hayranı olarak bu benim için gerçek bir rüyanın gerçekleşmesi” diyerek duyduğu heyecanı dile getirdi. Ellison, seriyi oynamak için “sayısız saatler” harcadığını ve oyunları beyaz perdeye taşımanın “hafife alınmaması gereken bir onur ve sorumluluk” olduğunu belirtti. COD’un ruhu beyaz perdeye aktarılacak Activision Başkanı Rob Kostich, filmin, oyunlardaki hayal gücünü kullanarak “topluluğumuzun sevdiği unutulmaz bir gişe canavarı filmi deneyimi yaratmayı ve aynı zamanda serinin yeni hayranlarını da heyecanlandırmayı ve onlara ilham vermeyi” hedeflediğini söyledi. Call of Duty serisinin ana oyunlarından bugüne kadar 23 farklı yapım piyasaya sürüldü. Her bir oyun, farklı bir zaman diliminde geçiyor ve gerçek yaşamdaki çatışmalardan ve durumlardan esinlenmiş kurgusal hikayeler sunuyor. Activision’a göre, seri lansmanından bu yana 500 milyondan fazla oyun sattı. Şirket son yıllarda, seride geliştirmeler yapmadığı ve oyunun temel mekaniklerinde yaptığı değişikliklerle oyuncular tarafından eleştirilerin odağında. Oyun dünyasında yeni dönem Call of Duty’nin film uyarlaması, video oyun dünyasından beyaz perdeye aktarılan yapımların son örneği oldu. The Legend of Zelda, God Of War, Elden Ring ve The Sims gibi popüler oyunların da film ve dizi projeleri yolda. Bu furyanın arkasında, 2023 yılında gişe rekorları kıran Super Mario Bros. Filmi ve bu yılın iddialı yapımı Minecraft Filmi’nin büyük başarısı yatıyor. Ayrıca, The Last of Us ve Fallout gibi popüler TV dizileri de oyun uyarlamalarının ne kadar geniş bir kitleye ulaşabileceğini kanıtladı. Geride kalan yıllarda Witcher dizisi de piyasaya sürülmüştü ancak sinemada, oyun dünyasındaki etkisini yaratmadı. Paramount daha önce başarılı Sonic the Hedgehog filmlerini piyasaya sürdü ve Top Gun: Maverick ile Görevimiz Tehlike serisi gibi gişe rekortmeni aksiyon filmlerinin de yapımcılığını üstlendi. Stüdyo sadece birkaç hafta önce karma dövüş sanatlarının bir numarası olan UFC’nin yayın hakları için 7.7 milyar dolarlık bir anlaşma da dahil olmak üzere birçok önemli projeye imza attı.

03/09/2025

Enflasyon rakamları açıklandı: Ağustosta yüzde 2,04, yıllık yüzde 32,95

TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre ağustos enflasyonu yüzde 2,04 olarak ölçülürken, yıllık enflasyon yüzde 32,95 oldu Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık yüzde 2,04 oranında artış gösterirken, yıllık enflasyon yüzde 32,95 oldu. Ekonomistlerin beklentisi ağustos ayında TÜFE’nin yüzde 1,79 oranında artması, yıllık bazda ise yüzde 32,63 seviyesinde hesaplanması yönündeydi. Öte yandan, ekonomistlerin 2025 sonu enflasyon beklentisi ağustos ayı itibarıyla yüzde 29,70 oldu. Enflasyon, temmuz ayında beklentilerin altında gelerek yüzde 2,06 oranında artış gösterirken, yıllık enflasyon yüzde 33,52 olarak hesaplanmıştı. ENAG’a göre enflasyon yüzde 65,49 Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), ağustos ayına yönelik enflasyon verilerini açıkladı. ENAG verilerine göre ağustosta aylık enflasyon 3,23 olurken, yıllık enflasyon yüzde 65,49 olarak gerçekleşti. ENAG’ın açıkladığı verilere göre, tüketici fiyat endeksinde son 12 aylık artış yüzde 65,49 olarak gerçekleşirken E-TÜFE ağustosta yüzde 3,23 arttı.

03/09/2025

Araştırma ortaya koydu: Egzersiz ve terapi kırık kalbi onarabilir

Kırık kalp sendromu kalp yetmezliği ve erken ölüme yol açabiliyor. Dünyada ilk kez yapılan bir klinik araştırma, kırık kalbi onarmanın sırrını ortaya çıkarmış olabilir Dünya genelinde yüz binlerce kişi, kalp kasının şekil değiştirip aniden zayıflamasına neden olan takotsubo kardiyomiyopatisi bilinen adıyla “kırık kalp sendromu” ile yaşıyor. Genellikle bir yakının kaybı gibi ağır duygusal veya fiziksel stresle tetiklenen bu durum, kalp kriziyle benzer belirtiler gösteriyor. Hastalar, genel nüfusa kıyasla iki kat erken ölüm riski taşıyor. Bazıları kalp yetmezliği nedeniyle yorgunluk gibi yaşamı kısıtlayan semptomlar yaşıyor. Şimdiye dek bilinen bir tedavisi yoktu. Ancak yapılan çalışmada, 12 haftalık özel bilişsel davranışçı terapi (BDT) programı veya yüzme, bisiklet ve aerobik gibi egzersizlerden oluşan kalp rehabilitasyon programının hastaların kalplerini toparlamaya yardımcı olduğu belirlendi. Buluş niteliğindeki sonuçlar, dünyanın en büyük kalp kongresi olan Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin Madrid’deki yıllık toplantısında açıklandı., “Kalp üzerinde ciddi etkileri oluyor” Aberdeen Üniversitesi Kardiyoloji Bölümü’nden klinik öğretim görevlisi Dr. David Gamble “Takotsubo sendromunda kalp üzerinde ciddi etkiler oluyor ve bunlar her zaman normale dönmeyebiliyor. Hastaların hayat boyu etkilenebileceğini ve uzun vadeli kalp sağlıklarının, kalp krizinden kurtulan kişilerle benzer olduğunu biliyoruz” dedi. Gamble, çalışmanın “beyin-kalp ekseninin” önemini ortaya koyduğunu vurguladı. Gamble “Bilişsel davranışçı terapi ya da egzersiz, hastaların iyileşme sürecinde önemli rol oynayabilir. İkisi de oldukça düşük maliyetli müdahaleler ve umarız ileride daha çok çalışma ile bu hasta grubunda yaygın şekilde kullanılabilir” ifadelerini kullandı. Araştırmaya yaş ortalaması 66 olan, yüzde 91’i kadın 76 hasta katıldı. Katılımcılar rastgele üç gruba ayrıldı; BDT, egzersiz programı veya standart bakım. Tüm gruplar, kardiyologlarının önerdiği diğer tedavileri de aldı. BDT grubundakiler, hastalığa özel uyarlanmış 12 hafta boyunca birebir seanslar ve gerekirse günlük destek aldı. Egzersiz grubundakiler ise bisiklet, koşu bandı, aerobik ve yüzmeyi içeren, haftalık yoğunluğu giderek artan bir programdan geçti. Araştırmacılar, kalbin enerji üretim ve kullanımını incelemek için 31P manyetik rezonans spektroskopisi kullandı. BDT ve egzersiz gruplarında, kalbin pompalama gücü için gerekli enerjide belirgin bir artış görüldü. “Belirtileri azaltıp ölüm riskini düşürebilir” Altı dakikada yürünebilen mesafe BDT grubunda 402 metreden 458 metreye çıktı. Egzersiz programını tamamlayanlar ise başlangıçta 457 metre yürürken bu mesafeyi 528 metreye yükseltti. Ayrıca, maksimum oksijen tüketimini gösteren VO2 max değerleri BDT grubunda yüzde 15, egzersiz grubunda yüzde 18 arttı. Uzmanlara göre, bu bulgular tedavilerin uzun vadede belirtileri azaltabileceğini ve ölüm riskini düşürebileceğini gösteriyor. Çalışmayı finanse eden İngiliz Kalp Vakfı’nın klinik direktörü Dr. Sonya Babu-Narayan “Takotsubo sendromu, büyük bir yaşam olayıyla tetiklendiğinde kişinin en savunmasız olduğu anda ortaya çıkan yıkıcı bir durum olabilir. Egzersizin faydalı bulunması şaşırtıcı değil ama bu çalışmanın BDT’nin de kalp fonksiyonlarını ve hastaların kondisyonunu artırdığını göstermesi oldukça dikkat çekici. Bu yaklaşımların uzun vadede hayatta kalma ve semptomlara etkisini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var” dedi.

03/09/2025

İnsanların nasıl iki ayak üstünde yürümeye başladığı keşfedildi

Harvardlı bilim insanları, insanın dik yürümesini sağlayan ilium kemiğinin evriminde şaşırtıcı bir keşif yaptı. Farelerle aynı gen ağını kullanan insan embriyolarında kemik beklenenden farklı şekilde gelişiyor Charles Darwin, evrim teorisini 1859’da yayımladığı “Türlerin Kökeni” adlı eserinde ortaya koydu. Ancak insanların da evrimleştiğini ilan edecek cesareti bulması 12 yılını aldı. 1871’de yayımlanan “İnsanın Türeyişi” adlı kitabında Darwin, insanların maymunlardan türediğini savundu. Ve onların geçirdiği en derin değişimlerden birinin dik yürüyen canlılara dönüşmek olduğunu ileri sürdü. Darwin “İnsan, iki ayak üzerinde yürüyen tek canlı olmuştur” diye yazdı. İki ayaklılık, onun ifadesiyle insanlığın “en dikkat çekici özelliklerinden” biriydi. Bilim insanları artık milyonlarca yıl önce bu dikkat çekici özelliğe yol açan bazı kritik moleküler adımları keşfetmiş durumda. Çarşamba günü Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, atalarımız eski genlerin yeni işlevler kazanmasıyla iki ayaklı hale geldi. Bazı genler insan embriyosunda yeni bölgelerde etkinleşirken, bazıları da farklı zamanlarda açılıp kapandı. Yürümeyi mümkün kılan kemik: İlium Bilim insanları uzun süredir dik yürümeyi mümkün kılan kilit özelliklerden birinin ilium adı verilen kemik olduğunu biliyordu. İlim, leğen kemiğinin en büyük parçası. Elinizi kalçanıza koyduğunuzda hissettiğiniz kemik odur. Sol ve sağ ilium omurganın tabanına kaynaşmıştır. Her bir ilium bel çevresinde öne doğru kıvrılarak kâseye benzer bir şekil oluşturur. Yürürken kullandığımız bacak kaslarının çoğu iliuma bağlıdır. Kemik aynı zamanda dik durduğumuzda iç organlarımızı taşıyan pelvik tabanı da destekler. Gündelik yaşam için ne kadar hayati olsa da ilium aynı zamanda bazı sorunlara yol açabilir. İltihaplanabilir, özellikle kadınlarda yaşlılıkla birlikte kırılgan hale gelebilir ve düşmelerle kolayca kırılabilir. Genetik bozukluklar kemiği deforme ederek yürümeyi zorlaştırabilir. Ayrıca ilium, doğum kanalının büyük bir bölümünü oluşturur; bu nedenle bebekler bazen sıkışabilir ve annenin hayatı tehlikeye girebilir. Hakkında çok az şey biliniyor Ne var ki, ilium bizim için bu kadar önemli olmasına rağmen, gelişimi uzun süre gizemini korumuştur. Harvard Üniversitesi’nden gelişim genetikçisi Terence Capellini bu durumu şöyle özetledi: “İliumun yürümemizde ve doğum yapmamızda temel rolü var ama onun hakkında çok az şey biliyoruz. Bu bana inanılmaz geliyor.” Capellini ve ekibi, bu kemiği inceleyen kapsamlı bir araştırmaya girişti. Araştırmanın bir parçası olarak Harvard’da doktora sonrası araştırmacı olan Gayani Senevirathne, Washington Üniversitesi arşivinden insan fetal dokularını inceledi. Senevirathne, embriyolarda gelişen insan iliumunun üç boyutlu modellerini oluşturdu. Ayrıca kemiği meydana getiren farklı hücre türlerini ve bu hücrelerde açılıp kapanan genleri analiz etti. Daha sonra fareler üzerinde benzer deneyler yaptı; embriyolarını inceledi ve gelişmekte olan iliumdaki hücreleri analiz etti. İki türü karşılaştırarak, kendi iliumumuzun nasıl evrimleştiğine dair ipuçları elde etti. Fakat farelerin insana uzak akraba olması, öğrenebileceklerini sınırlıyordu. Erken insanların nasıl bir ilium miras aldığını daha iyi anlamak için Senevirathne’nin primatlara bakması gerekiyordu. Müzeleri aradı, primat örneği sordu ABD ve Avrupa’daki müzelerle iletişime geçerek primat örnekleri olup olmadığını sordu. Şempanze, gibon ve diğer türlerin kavanozlarda korunmuş embriyolarını buldu ve müze küratörlerinden bunları taramalarını istedi. Bir gün malzeme arayışı sırasında sabahın erken saatlerinde Boston’dan yola çıkarak New York’taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ne gitti. Orada, her biri lemur embriyosundan bir dilimi koruyan 100 yıllık cam lamlarla dolu sandıkları arabasına yükledi ve doğrudan geri döndü. Senevirathne “Polis tarafından durdurulacağımızdan endişelenmiştim” dedi. “Ama buna kesinlikle değdi. Hikâyemizi tamamlamak için o malzemeye gerçekten ihtiyacımız vardı.” “Gerçekten etkileyici” Araştırmacılar toplamda 18 farklı primat türünü inceledi. Çalışmaya dahil olmayan Paris’teki Pasteur Enstitüsü’nden evrimsel genetikçi Camille Berthelot, “Bu kadar çok embriyo örneğini bir araya getirmiş olmaları gerçekten etkileyici” dedi. Senevirathne ve meslektaşları, primatların iliumu tıpkı farelerde olduğu gibi geliştirdiğini buldu. Omurganın iki yanında, ona paralel iki küçük kıkırdak çubuğu oluşuyor. Bu çubuklar büyüyüp omurgayla kaynaşıyor ve ardından kemik hücreleri kıkırdağın yerini alıyor. Araştırmacılar, insan iliumunun da bu eski plana göre evrimleştiğini düşünmüştü. İnsan embriyosunda her iliumun omurgaya paralel bir kıkırdak çubuğu olarak başlamasını; bir noktada bu yönde büyümeyi bırakıp öne doğru genişlemesini bekliyorlardı. “Fakat öyle değilmiş” dedi Capellini. “Bu adım adım işleyen bir süreç değil. Aslında tamamen tersine dönmüş durumda.” Bilim insanları şaşırtıcı bir şekilde gördü ki insan iliumu, omurgaya dik bir çubuk olarak başlıyor; bir ucu karna, diğer ucu ise arkaya doğru yöneliyor. Kıkırdak çubuğu büyüyüp iliumun nihai şeklini alırken bu yönelimini koruyor. Capellini “Bu bizim için gerçekten çarpıcıydı” dedi. “İnsan vücudunda başka hiçbir yerde büyüme biçimini tamamen değiştirdiğimiz bir örnek yok.” Farelerdekiyle aynı gen ağı Aynı derecede dikkat çekici olan bir diğer bulgu da şuydu: Capellini ve meslektaşları, insan iliumunun farelerdeki ilium hücrelerinde etkin olan aynı gen ağını kullandığını, fakat bunların farklı şekilde çalıştığını keşfetti. İnsan embriyolarında ilium hücreleri, komşu hücrelerden salınan moleküllere tepki olarak genleri yeni bir düzende açıp kapatıyor. Sonuç olarak kıkırdak çubuğu farklı bir yönde oluşuyor. Berthelot, bu hipotezin mantıklı olduğunu söyledi. Diğer araştırmacılar, iskeletin başka bölümlerinin evriminde de mevcut genlerdeki benzer değişimlerin etkili olduğunu ortaya koymuştu. “Bir kemiğin şeklini değiştirebilmenin çok fazla yolu yok” dedi. Capellini ve meslektaşları, bu dönüşümün iki ayaklılığın evriminde kritik rol oynadığını savunuyor. Bu sayede erken insan ataları, dik yürüyüş için yeterince güçlü kasları destekleyen yeni bir pelvis geliştirebildi.

03/09/2025

İsrail’in Batı Şeria yerleşim planı, Filistin devleti kurma umutlarını “gömüp” gömebilir.

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’da binlerce yeni konut inşa etmek için tartışmalı bir plana nihai onayı verdi. Bu plan, bölgenin fiilen ikiye bölünmesine yol açacak. Kudüs’ün doğusundaki E1 bölgesinde yerleşim planları, Doğu Kudüs’ü başkent olarak alan bir Filistin devletinin kurulmasını neredeyse imkansız hale getireceği için uluslararası muhalefet karşısında onlarca yıldır dondurulmuştu. Ancak planı onaylayan aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, yaptığı açıklamada “Filistin devleti sloganlarla değil, eylemlerle ortadan kaldırılıyor” diyerek amacının bu olduğunu açıkça belirtti. İsrail, E1 yerleşim bölgesi için tartışmalı planları nihai olarak onayladı E1 yerleşim bölgesi projesi, Kudüs’ü İsrail’in Maale Adumim yerleşim bölgesine bağlayacak ve iki devletli bir çözümde Doğu Kudüs’ün gelecekteki Filistin başkenti olmasını neredeyse imkansız hale getirecek. O, bu hamleyi, Filistin devletini tanıma niyetini açıklayan ülkelerin son dalgasına İsrail’in cevabı olarak sunmuştu. Başbakan Benjamin Netanyahu hükümeti, Filistin devletinin kurulması olasılığını kategorik olarak reddetmiş ve bu tutum, geçen yıl İsrail Knesset’i tarafından kabul edilen bir kararla pekiştirilmiştir. Smotrich, Netanyahu’ya işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etmesi ve tüm bölgeye İsrail egemenliğini uygulaması için defalarca baskı yaptı. Smotrich geçen Perşembe günü, “Onlar Filistin rüyasından bahsedecekler, biz ise Yahudi gerçekliğini inşa etmeye devam edeceğiz” dedi. “Bu gerçeklik, Filistin devleti fikrini kalıcı olarak ortadan kaldıracaktır, çünkü tanınacak hiçbir şey ve tanıyacak kimse yoktur.” Yerleşim yerleri nedir ve neden bu kadar hassas bir konudur? Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun Filistin devleti için tahsis ettiği topraklarda inşa edilmiş Yahudi köyleri, kasabaları ve şehirleridir. Neredeyse tüm uluslararası toplum, yerleşimlerin genişlemesini İsrailliler ve Filistinliler arasındaki müzakerelerin önünde bir engel olarak görmektedir. Yerleşim faaliyetlerinin büyümesini izleyen bir kuruluş olan Peace Now’a göre, geçen yıl Batı Şeria’da 141 yerleşim vardı. Neler onaylandı? Uluslararası toplumun şiddetli muhalefeti nedeniyle onlarca yıldır dondurulmuş olan E1 yerleşim projesi, Kudüs’ü Maale Adumim yerleşimine bağlayarak Doğu Kudüs’te gelecekte bir Filistin başkenti kurulmasını neredeyse imkansız hale getirecektir. Ayrıca Batı Şeria’yı ikiye bölecek ve bitişik bir Filistin devletinin kurulmasını engelleyecektir.   Geçen hafta Perşembe günü, Smotrich planlanan inşaatın yapılacağı yerde düzenlediği basın toplantısında 3.401 yeni konut biriminin onaylanmasının beklendiğini duyurdu. Smotrich geçen Perşembe günü, “Onlar Filistin rüyasından bahsedecekler, biz ise Yahudi gerçekliğini inşa etmeye devam edeceğiz” dedi. “Bu gerçeklik, Filistin devleti fikrini kalıcı olarak ortadan kaldıracaktır, çünkü tanınacak hiçbir şey ve tanıyacak kimse yoktur.” Peki tepkiler ne oldu? Batı Şeria, işgal altındaki Golan Tepeleri ve Gazze’deki Yahudi yerleşimlerini savunan Yesha Konseyi başkanı Yisrael Gantz, bu planları memnuniyetle karşıladı. Gantz, “Egemenlik vizyonuna bir adım daha yaklaştığımız tarihi bir sabah yaşıyoruz” dedi. “Atalarımızın toprakları üzerindeki tarihi hakkımızı kullanıyoruz.” Filistin Ulusal Konseyi başkanlığı, projenin ilerlemesini sert bir şekilde eleştirdi ve yaptığı açıklamada bunu “toprağı çalmak, Yahudileştirmek ve çatışmaya İncil ve Talmud’daki gerçekleri dayatmak için sistematik bir plan” olarak nitelendirdi. Meclis Başkanı Rawhi Fattouh, “sömürgeci planın Batı Şeria’nın ‘sinsice ilhakı’ politikasının bir parçası olduğunu” ve bunun Filistinlilere karşı yerleşimcilerin şiddetiyle birlikte yürütüldüğünü söyledi. İsrail yerleşimlerini izleyen “Peace Now” örgütü de planı “İsrail’in geleceği ve barışçıl iki devletli çözümün gerçekleştirilmesi için ölümcül” olarak nitelendirerek sert bir tepki gösterdi. Bir açıklamada, “Bir uçurumun kenarında duruyoruz ve hükümet bizi tam hızla ileriye sürüklüyor. İsrail-Filistin çatışması ve Gazze’deki korkunç savaşın bir çözümü var – İsrail’in yanında bir Filistin devletinin kurulması – ve bu çözüm eninde sonunda gerçekleşecek. Hükümetin ilhak hamleleri bizi bu çözümden daha da uzaklaştırıyor ve daha uzun yıllar kan dökülmesini garanti ediyor” denildi. Kudüs ve çevresindeki gelişmeleri izleyen İsrailli bir kuruluş olan Ir Amim, E1’deki Yahudi yerleşimlerinin İsrail’in Batı Şeria’yı işgalini kalıcı hale getireceği ve bir “apartheid gerçeği” yaratacağı konusunda uyarıda bulundu. Bu durum ayrıca Filistinlilerin ekonomik ve sosyal koşullarında “hızlı ve ciddi bir bozulmaya” yol açarak daha fazla istikrarsızlık ve şiddete neden olacaktı. İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, bu planları “uluslararası hukukun açık bir ihlali” olarak nitelendirerek, İngiltere’nin bu planlara “şiddetle karşı olduğunu” söyledi. Lammy Perşembe günü yaptığı açıklamada, “Bu planlar derhal durdurulmalıdır” dedi. Avrupa Birliği’nin dış politika şefi Kaja Kallas da İsrail’e planı durdurması için çağrıda bulunarak, planın “iki devletli çözümü daha da zayıflattığını” söyledi. Kallas yaptığı açıklamada, yerleşim politikasının, yerleşimcilerin şiddet eylemleri ve askeri operasyonlarla birleşerek “zaten gergin olan durumu daha da tırmandırdığını ve barış olasılığını daha da azalttığını” söyledi. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı, E1 kapsamında yeni yerleşim konutları inşa etme planlarını kınamadı. Bunun yerine, bakanlık sözcüsü Batı Şeria’da istikrarın sağlanması gerektiğini vurguladı. Sözcü ayrıca CNN’e daha fazla bilgi için İsrail hükümetine Sözcü, “Batı Şeria’nın istikrarı İsrail’in güvenliğini sağlar ve bu yönetimin bölgede barış sağlama hedefiyle uyumludur” dedi. Sözcü, “Gazze’deki savaşı sona erdirmeye ve Hamas’ın bir daha Gazze’yi yönetmemesini sağlamaya, iki Amerikalının cenazesi de dahil olmak üzere rehineleri kurtarmaya ve acil insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmaya odaklanmaya devam ediyoruz” dedi. İsrail’in yaptığı şey yasal mı? Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler, 2016 yılında Güvenlik Konseyi’nin 2334 sayılı kararıyla bu durumu pekiştirmiş ve işgal altındaki topraklardaki Yahudi yerleşimlerinin uluslararası hukuku “bariz bir şekilde ihlal ettiğini” ve “yasal geçerliliği olmadığını” ilan etmiştir. Ancak bu karar ve on yıllar öncesine dayanan diğer birçok karar, ABD Başkanı Donald Trump döneminde hızla büyüyen İsrail’in genişleyen yerleşim girişimini durdurmada pek etkili olamadı. Trump’ın ilk yönetimi sırasında, Dışişleri Bakanlığı uzun süredir devam eden ABD politikasını tersine çevirerek yerleşimlerin uluslararası hukuka “aykırı olmadığını” kararlaştırdı. Biden yönetimi bu politikayı değiştirmedi. Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırının ardından, İsrail hükümeti yerleşimlerin büyümesini önemli ölçüde hızlandırdı. Mayıs ayında İsrail, 30 yılı aşkın bir süre önce Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasından bu yana Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinin en büyük genişlemesini onayladı. Güvenlik kabinesi, Batı Şeria’nın derinliklerinde ve ülkenin daha önce çekildiği bölgelerde de dahil olmak üzere 22 yeni yerleşim yeri kuracağını açıkladı. Filistin Yönetimi sözcüsü, bu planı “tehlikeli bir tırmanma ve uluslararası meşruiyete ve uluslararası hukuka bir meydan okuma” olarak kınadı.

03/09/2025

İsrail, Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde’nin Gazze’de öldürüldüğünü söyledi

İsrail, Hamas’ın silahlı kanadının sözcüsü Ebu Ubeyde’nin Gazze Şehri’nde düzenlenen hava saldırısında öldürüldüğünü söyledi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, X ile ilgili bir paylaşımda İsrail Savunma Kuvvetleri’ni (IDF) ve İsrail’in güvenlik ajansı Şin Bet’i “kusursuz infaz” için tebrik etti. Hamas ölümünü doğrulamadı. Filistinli silahlı grup daha önce yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgedeki bir konut binasına düzenlediği hava saldırılarında onlarca sivilin öldüğünü ve yaralandığını söyledi. Yerel gazeteciler, Gazze Şehri’nin yoğun nüfuslu El Rimal mahallesine düzenlenen saldırılarda en az yedi kişinin öldüğünü ve 20 kişinin yaralandığını, yaralılar arasında çocukların da bulunduğunu bildirdi. Cumartesi günkü saldırı, planlanan bir İsrail saldırısı öncesinde Gazze Şehri’ne devam eden hava saldırılarının ortasında geldi. Katz, Pazar günü yaptığı açıklamada, Obeida’nın “suç ortaklarının” çok daha fazlasının, “Gazze’deki kampanyanın yoğunlaştırılması” ile hedef alınacağı konusunda uyardı – bu, İsrail’in Gazze Şehri’nin kontrolünü ele geçirme planına atıfta bulundu. Ayrı olarak, IDF ve Şin Bet, Hamas sözcüsünü hedef alan Cumartesi günkü saldırılar hakkında daha fazla ayrıntı sundu. Ortak bir açıklamada, operasyonun “[Şin Bet] ve IDF İstihbarat Müdürlüğü tarafından toplanan ve saklandığı yeri belirleyen önceki istihbarat sayesinde mümkün olduğunu” söylediler. Ubeyde, Hamas’ın askeri kanadının 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine yönelik ölümcül saldırısından önce kalan birkaç üst düzey üyesinden biriydi. Beş füze, El Rimal mahallesindeki altı katlı apartmanın ikinci ve üçüncü katını aynı anda iki farklı yönden vurdu. Hedef alınan daire diş hekimi muayenehanesi olarak kullanılmıştı. Görgü tanıkları, saldırılardan sonra yüz binlerce doların havada uçuştuğunu, büyük meblağların yerel halk tarafından çalındığını ancak daha sonra Hamas tarafından geri alındığını bildirdi. Ortak açıklamada, Obeida’nın “Hamas terör örgütünün kamusal yüzü olarak hizmet ettiği” ve “Hamas’ın propagandasını yaydığı” belirtildi. Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, yaklaşık 40 yaşında olduğuna inanılan Obeida, Hamas’ın askeri kanadı El Kassam Tugayları adına İsrail’e karşı bir dizi uzun eleştiri yaptı. Her zaman Filistinli bir eşarpla maskeli olarak, Orta Doğu’daki Hamas destekçileri için bir idol haline geldi. Cuma günkü son konuşmasında Obeida, kalan İsrailli rehinelerin kaderinin Hamas savaşçılarınınkiyle aynı olacağını söyledi ve İsrail’i Gazze Şehri’ni işgal etme planına karşı uyardı. El-Rimal’deki hit binadan sadece 100 metre (328 ft) uzakta bir berber dükkanı işleten Muhammed Emad, BBC’ye “patlamalar korkunçtu – bir saatten fazla hareket edemedim” dedi. “Hala hayatta olduğuma inanamıyorum. Yüzleri kanlar içinde yaralı çocuklar gördüm ve insanlar sanki dünyanın sonu gelmiş gibi her yöne koşuyorlardı.” Grevlerin ardından BBC tarafından doğrulanan görüntüler, dehşete düşmüş sakinlerin sokaklara kaçtığını gösteriyor. Kumaşla kaplı bir vücuttan kan akarken, yaralı bir çocuk bir adam tarafından götürülürken görülebilir. IDF, saldırıdan önce “hassas silahların kullanımı, havadan gözlemler ve ek istihbarat bilgileri de dahil olmak üzere sivillere zarar verme olasılığını azaltmak için birçok adım atıldığını” söyledi. BBC News, ne IDF’nin ne de Hamas’ın iddialarını bağımsız olarak doğrulayamadı. Ağustos ayı başlarında, İsrail güvenlik kabinesi, 22 aydır süren savaşı sona erdirmek amacıyla yeni bir saldırıyla Gazze Şehri’nin kontrolünü ele geçirme planını onayladı. BM, defalarca, askeri yönetimin tamamen ele geçirilmesinin, Gazze’de tutulan Filistinli siviller ve İsrailli rehineler için “feci sonuçlar” doğuracağı uyarısında bulundu. İngiltere’nin İsrail büyükelçisi bunun “büyük bir hata” olacağını söyledi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Hamas’ı yenme sözü verdi ve savaşı genişletme planlarına yönelik uluslararası eleştirilere meydan okudu. İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonu, Hamas liderliğindeki 7 Ekim’de yaklaşık 1.200 kişinin öldürüldüğü ve 251 kişinin rehin alındığı saldırıya yanıt olarak başladı. O zamandan beri, Hamas yönetimindeki Gazze sağlık bakanlığına göre 63.000’den fazla Filistinli öldürüldü. Gazze’yi ele geçirme operasyonu henüz ciddi bir şekilde başlamamış olsa da, İsrail’in yaklaşık bir milyon insanın yaşadığı şehre yönelik saldırıları devam ediyor. BBC’ye konuşan bir bölge sakini, Cumartesi günü vurulan aynı apartmanın aylar önce İsrail’in hava saldırısında da vurulduğunu söyledi. İsrail ordusu, Gazze Şehri’nin tüm nüfusunu tahliye etmeyi ve birlikler hareket etmeden önce güneydeki sığınaklara taşımayı planladığını söyledi. Gazze nüfusunun çoğu çatışma sırasında birçok kez yerinden edildi. Şehirdeki evlerin %90’ından fazlasının hasar gördüğü veya yıkıldığı tahmin ediliyor ve sağlık, su, sanitasyon ve hijyen sistemleri çöktü.