
Yazımın başındaki fotoğrafta ortada oturan, İstanbul’daki evinde 3 sene önce gazeteci iş insanı Hakan Akarcalı kardeşimizle birlikte ziyaret ettiğimiz Halit Kakınç’tır..
O, tam bir entelektüeldir..
ENTELEKTÜEL NE DEMEK?..
Entel başka, entelektüel başka. Entel, boncuk kadar beyni ile şuradan buradan, basından, televizyondan duyduklarını artistik pozlarla çevresinde tekrarlayan, züppe, şımarık, Avrupai havalarda, aykırı giyinen, halkının hiçbir derdi ile gerçekte ilgisi olmayan, ama zaman zaman aşırı solcu tavırlar sergileyen, gerçekte monşer yaşama özlem duyan kadın ve erkeklere verilen genel anlamdır. Entel dediğim zaman hayalimde kırmızı şarap belirir. Ertuğrul Özkök’ün şarapları gibi…
Entelektüel ise hakiki bir kültürü özümsemiş, sonra diğer kültürlere demokratik açılım yapmış, dünyayı ve çevresini belli bir ilerici dünya görüşünün diyalektiği içinde özümseyerek herkesle paylaşabilen, sevimli ama ağırbaşlı, aydın, çağdaş insana verilen isimdir. Genelde erkek olanları, boynunda papyon, elinde viski ve pipolu olarak hayal edilir. Emre Kongar’ın papyonları gibi..
PİPO TİRYAKİSİ
İşte bizim çok şekerli yazı işleri müdürümüz Halit Kakınç ta gerçek bir entelektüeldi. Onu ne zaman düşünsem önce aklıma pipo kavramı gelir. Çünkü Halit beyimizin arada pipo içtiğini uzaktan izlerdik. Ama bir gün yazı işlerinde güneş batmaya yüz tutmuşken muhabirler arasında gerçekleştirdiği bir pipo muhabbetine şahit oldum. Adam, tam bir saat pipo kültürü ve tarihi üzerine diskur çekti. İşimi bırakmış hayretler içinde onu seyrediyordum. Amanın bu ne bilgi, ne kültür, ne muazzam entelektüel kapasiteydi. Üstelik konuyu yarı mizahi bir üslupla anlatmasını beceriyordu. Arada ben de zaten pipomu doldururdum. Ama o günden sonra pipo içmeyi bıraktım, emektar pipomu çekmeceye attım, hala orada durur. Dedim ki kendi kendime, oğlum pipo kültürün yok ise, sınıf-sınıf içine çekerek bu zıkkımı tüttürmenin hiçbir alemi yok!
Halit böylesine bir entellektüeldi. Bir bakarsın oturmuş, Kızılderililer ile Eskimolar arasındaki genetik yakınlıkları sana dakikalarca anlatmaktadır. Bir bakarsın ihtilal Rusyası’na uçmuş, Kızılordu ile Beyazordu’nun cephe harekatlarını irdelemekte, Troçki’nin şeytani zekasından ayrıntılı biçimde dem vurmaktadır.
SULTAN GALİEV ARAŞTIRMACISI
Bu entelektüel kapasitesi ve analiz becerisi onu Sovyet Devrimi’nin trajik siması Turancı Tatar komünisti Sultan Galiev’i araştırmaya yöneltti. Rusya’ya gidip Sultan Galiev hakkında yoğun doküman satın aldı, inceledi, araştırdı, sanki o dönemi yaşadı ve sonunda Sultan Galiev hakkında en doyurucu kitapları yazdı. Kitaplarının entelektüel kapasitesi, Galiev’i dünyada ilk kez bilimsel açıdan inceleyen Fransız tarihçi Aleksandr Beningsen’in kapasitesi eşitti, hatta onu aşıyordu. Halit, bu çalışmalarından sonra diğer marksist Rusya Türklerinin lider kadrosunun hayatlarına uzandı, yeni kitaplar yazdı.
Yazı İşleri müdürümüz Halit Kakınç’ı ideolojiler yelpazesinde bir kesime kilitleyemezdiniz. Komünizmi bilir ve Marksist gibi anlatırdı, ama Türk Sağı’nının da ülkücüsünden İslamcısına kadar röntgenini çekebiliyordu. Kesin olarak sağcı veya solcu denemezdi ona. Daha çok halkının milli ve tarihi gerçeklerinden kopmamış bir yurtsever-çağdaş liberaldi (Bu terimi de ilk kez uyduruyorum; bu terime uyacak ülkemde ikinci adam olduğunu sanmam). Türkçülerin önde gelen ideologu Nihal Atsız’ın yaşamının son yıllarında yanında bulunmuştu, ölümüne şahit olmuştu. Bu yüzden Bozkurtlar’ın yazarı Atsız’a hem sevgisi, hem saygısı vardı. Bu geçmişi, Halit’in milli tarihimize hiçbir zaman kötü gözle bakmamasına yol açtı.
Halit Kakınç, şair Fakuk Kakınç ağabeyimizim oğlu idi; üstelik ünlü yazar Tarık Dursun K.’nın yeğeni idi. Ünlü bir edebiyatçı aileden geliyordu. Peki bizim gazeteye nereden gelmişti. Gazetemizdeki bitmek tükenmez iktidar savaşlarından bıkan patron Dinç Bilgin, 1987’de en yakın gençlik arkadaşı Saruhan Ayber’i Bursa’daki yayıncılık işinden koparmış Yeni Asır’ın başına atamıştı.
SARUHAN AYBER DÖNEMİ
Saruhan Ayber, böylece için için kaynayan bir kazanın ısınmış kapağı üzerine oturdu. Halit Kakınç, yeni gelen genel yönetmenin gazete dışından paraşütle atadığı ilk yazıişleri müdürüydü. Yazı İşleri müdürlüğüne kurulan entelektüel Halit, ne biçim bir savaş gemisine bindiğini bilmiyordu, anlaması uzun zaman alacaktı, bizim de ona gerçekleri anlatmamızın imkanı yoktu, çünkü adam pipo tarihinden sayfa açmaktaydı. Ve altındaki kazan daha işe girdiği ilk günden itibaren fokur fokur kaynıyordu.
Halit, buna rağmen Yeni Asır’da güzel şeyler yaptı. Sovyetler yıkılırken Azerbaycan’na gidip Ebulfeyz Elçibey’in Halk Cephesi ihtilalini içinden izleyip yaptığı yazı serisi Yeni Asır’da yayınlandı. Bilgi, heyecan ve coşku dolu bir yazı serisiydi. Gazete içindeki milliyetçi hisleri yüksek ama bu hislerini daima saklı tutan alt tabaka çalışanlarında bir sinerji yaratmıştı. Ama yüksek mevkilerde apaçık Sovyet taraftarı hırbolar vardı. Azerbaycan’daki Halk Cephesi ihtilalinin zaptedilmez bir hal alması üzerine, bir gün aniden vahşi Sovyet tankları her zaman yaptıkları gibi Bakü’ye saldırdı.
Tank paletlerinin altına aldıkları direnişçi silahsız Azeri gençleri parçalayarak yönetime el koydular. Bu Azeri gençler şimdi Bakü’deki Şehitler Kabristanı’nda uyuyor. İşte o gün teleksler bu acılı olayı dünyaya yaymışlardı.
Bizim telefon santralımızın tam karşısındaki küçük teleks bölmesinden bu haberi ihtiva eden teleks kâğıdını eline alıp sallayan bir müdür parçası “Bizimkiler Bakü’ye girdi, ohhh girdiler, halletmişler orayı” diye göbeğini hoplatarak nümayiş yapıyordu. O sahneyi şimdi Londra’da şirket sahibi Azeri kökenli teleks görevlisi Caner Ermiş kardeşimle birlikte yakından izlediğim için beynime kazımışımdır. Bu nümayişçi kişi, o zamanlar leblebi kadar beyniyle kendini Marksist olarak sunan Sovyet taraftarı Nedim Atilla idi. Şimdinin yüksek burjuva yağcısı, kapitalistlerin çanak yalayıcısı, ‘habur hobur’ yemek yazarı Nedim Efendi’nin o gün orada teleks bölmesinde ağzını burnunu neden kırmadım diye yanarım. Zaten o günden sonra onunla hiç konuşmadım, o da arkamdan hep kuyumu kazdı.
Halit Kakınç’a yüksek milli hisleri, entelektüel kapasitesi sebebiyle hep saygı duydum ama gazete içinde yanına fazla yaklaşmadım; o da zaten sıradan muhabirler arasında yaşayan bir emekçi gazeteci ile neden yakın ilişki kursundu ki?. Her daim yanında, gazeteye bizzat aldırdığı, oda verdirdiği; ruhçuluk, ispirtizma, büyücülük, Ufoculuk konularında ahkam kesip makale yazan Ata Nirun isimli bir esrarengiz arkadaşı vardı. Ama gazete kaynıyordu. Gazetedeki kulisçi ana gövde, Halit’i bir türlü kabul edememişti. Bir süre sonra genel yönetmen Saruhan Ayber görevden alındı. Saruhan Ayber’in işten attığı Erdal Şafak ekibi geri döndü, iktidara geçti. Halit’e piposunu alıp gazeteden ayrılmak kalmıştı.
ALO BİLGİ SAHNEDE
Halit, gazeteden ayrılınca, yine o dönem gazetemizde birlikte çalıştıkları Oğuz Özerdem, Hakan Akarcalı, Ata Nirun’la İngiltere’de görüp inceledikleri Alo Bilgi sistemini kurdular ve kısa zamanda zengin oldular. Sonra Bilgi Üniversitesi’ni kurdular. Halit, öğrenci dekanı oldu, cilt cilt kitaplar yazdı. Türkoloj tarihine ve Musevi tarihine, Çerkez kültürüne kitaplar armağan etti. Gazetemizden ayrıldıktan sonra çok daha yakın dost olduk. Çünkü gazeteden ayrıldıktan sonra beni keşfetti ve sevgi saygı gösterdi.
Bizim Yeni Asır için zaten birkaç numara büyük bir entelektüeldi. Hem gazetemizde, hem de entelektüel camiada pek anlaşılamamıştır. Çünkü, örgüt, klan, tarikat, cemaat, fraksiyon adamı değildi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü’ne bağlı olarak 5 yıl İktisat Fakültesi’nin Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Bu görevi 2014 yılında sona erdi. Halen Bodrum’da huzur içinde yaşamakta
Haydi muhteşem öz geçmişini verelim ve buradan selam yollayalım.
PARLAK ÖZGEÇMİŞ
Halit Kakınç, 1952 yılında Ankara’da doğdu. İlkokulu İzmir’de, ortaokulu Alman Ortaokulu’nda, liseyi ise Avusturya Lisesi’nde bitirdi. 1969’da Milliyet gazetesinin Liselerarası Müzik Yarışması’nda Alman Lisesi’nin “İrresistibles” isimli gurubu içinde 2. oldular. 1970’li yıllarda “Dönüşüm” isimli guruplarıyla Anadolu folk tarzında 45’lik yayınladılar. Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu’ndan sonra, İstanbul Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde siyaset üzerine yüksek lisans yaptı. Doktorasını Uluslararası İlişkiler üzerine tamamladı.
Yıllarca gazetecilikle uğraştı. Alo Bilgi kurumun kuranlar arasındaydı. Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti İcra Komitesi Üyesi oldu. Naziler’den kaçan Museviler ile ilgili “Sturuma”, Kafkasya tarihi ile ilgili “Çerkez Aşkı”, İstanbul gizemleriyle ilgili “Yerkubbe” isimli romanlar yazdı. Tercüman, Yeni Asır, Akşam, Sabah, Star gazetesinde yazdı. Almanca ve İngilizce biliyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.
En son, 2017’de Kızıl Turan isimli kitabını yazdı. Ve Doğu Türkleri’nin (yani Asya’nın) devrimci önderi Türkçü ve sosyalist Sultan Galiyef üzerine son noktayı koydu. Aferin be dostum.
Yorumlar kapalı.

